İşte Hz. Ömer (radıyallâhu anh). O, şehadeti esnasında sinesinden yediği hançerle koma hâlinde uzanmış yatarken tabiî ne bir şey yiyor, ne de bir şey içiyor. Ona hizmet eden sahabi: “Yâ Ömer! Bir şey yemek içmek ister misin?” diye sorunca Hz. Ömer gözüyle “Hayır!” işareti yapıyordu. Yani ağzını açacak kadar dahi dermanı yoktu. Ancak aynı sahabi, onun kulağına ağzını verip: “Ömer! Namaz vaktidir.” diye fısıldayınca, o komadaki insan birden doğruluyor ve: “Namazım!” diyordu. Çünkü O, Allah Resûlü’nden böyle görmüştü. Evet, o büyük insan, namazda hançerlenmiş ve namaz diye diye de vefat etmişti.20
Bu konuda bir diğer misal mü’minlerin annesi Hz. Âişe’den (radıyallâhu anhâ). Bir gün, o ağlıyor. Allah Resûlü niçin ağladığını sorunca: “Cehennem’i hatırladım, onun için ağladım.”21 cevabını veriyor. Neden? Çünkü o, her gece Allah Resûlü’nü böyle görmüş ve böyle tanımıştı. Evet, Allah Resûlü onu böyle amelî tebliğle yoğurmuş ve terbiye etmişti.
Mevzu, sadece namazı tebliğ etmek değildir. Onlar namaza gösterdikleri hassasiyeti, sair erkân-ı diniye ve imaniye için de gösteriyorlardı. Çünkü onlar da Allah Resûlü gibi birer tebliğ insanıydılar. Öyle ise, dinî hayat O’nun gibi ve onlar gibi hassas yaşanmalıdır ki tebliğ de tesirli olabilsin.
Dipnotlar
- 20 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 8/130; İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 3/350-351.
- 21 Ebû Dâvûd, sünnet 25.