İçeriğe geç

“Sen onlara baktığın zaman cüsseleri beğeni uyandırır; konuşurlarsa sözlerini dinlersin. (Hâlbuki onlar) tıpkı sıralanmış kof kütükler gibidirler. Her çığlığı kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır. Onlardan sakın. Allah canlarını alsın, nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar.”4

Görüldüğü gibi burada onlar, kendilerini ele verecek şekilde genel hatlarıyla değerlendirilip takdim edilmişler. Yani Kur’ân onları, eda ve endamları, davranış ve konuşmaları ve gerdan burmaları ile öyle yakalıyor ki, dahası olmaz. Onlar çevrelerinde mimikleri, belâgat ve fesahatleri, büyüleyen parlak nutuklarıyla halkı toplamasını bilir ve sürüler gibi kitleleri arkalarından sürüklerler. Oysaki onlar, kalem ağacı veya üzerine Yemen kumaşı geçirilmiş kütükler gibidirler; daha doğrusu onlar düşmandırlar. Kur’ân, bütün bunları din ve diyanet adına, vatan ve millet adına laf edip duran, iş yapmayan, eski-yeni her alîm-i lisan için söylüyor. Evet, Kur’ân bu gibilere ciddî bir tehdit edasıyla sesleniyor: Hak için bâtıla yol vermeyin, cephenizde terslikler çıkarmayın!..

Evet, münafıklık alâmeti olarak tarif edilen bu davranışlar, hak adına hizmet eden her tebliğci için ürperilecek bir keyfiyettir. İnsanın farkında olmadan her an içine düşebileceği bu terslikler, herkes için söz konusudur. Dolayısıyla irşad dairesi içinde bulunanların çok dikkatli ve titiz olmaları gerekmektedir.

e. Tebliğ ve Allah’la İrtibat

İrşad adamı ne kadar samimî ise, söz ve davranışları da o kadar müessir olur. Samimiyet olmazsa, anlatmadaki depdebe ve ihtişam da hiçbir netice vermez. Hatta diyebiliriz ki, bir yönüyle hidayete ermenin, anlatmayla çok fazla alâkası yoktur. Bir kere, hidayet evvelâ Allah’ın elindedir. O dilemez ve irade etmezse, hiç kimsenin hidayete vesile olması mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerim:

إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْدِي مَنْ يَشَۤاءُ

157