İçeriğe geç

İslâmî bir toplumda tebliğ ve irşad, sadece bir vazife değil; aynı zamanda her şeye miyar olacak ölçü ve mikyas vaz’etmek demektir ki, o toplumda fertler bütün işlerini bu mikyasa uyarlar, günlerini ona göre tanzim eder, gecelerini de bu sorumluluğun âh u vâhıyla geçirirler. Bir ferdin, ara sıra camiye gidip gelmesi, hac farizasını yerine getirip dönmesi, mevlid merasimlerine iştiraki vs. ölçü olmamalıdır. İyi bir mübelliğ, tebliğ ve irşad şuurunu yok edip, davayı alabildiğine şekilcilik ve merasimciliğe dönüştüren her davranıştan fevkalâde sakınmalıdır. Belki bu tür davranışlar, bazıları için bir teselli kaynağı olabilir ama toplum adına mikyas olmaktan uzaktırlar. Esasen, toplumu yozlaştırıp, onun maddî-mânevî direncini kısırlaştıran sebeplerin başında, “emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker”in şuurlu ve plânlı bir şekilde yapılmaması gelmektedir.

Günümüzde bu kudsî vazife teker teker her fert üzerinde fıtrî bir borç kabul edilmelidir. Zira fitne girdapları, beşeriyete ait boşluklardan sızarak evvelâ fertleri, sonra da bu fertlerin teşkil ettiği toplumları kıskıvrak sararak helâk uçurumlarına yuvarlamaktadır.

150