İçeriğe geç

Bu nadide ve ibret dolu hayattır ki, on dört asır âlem-i İslâm’da hemen her seviyeden insanın dikkatini çekmiş ve O, hep ilgi ve alâkayla takip edilmiştir. Ve bu alâka, yeryüzünde başka hiçbir insana da nasip olmamıştır. Yemesinden içmesine, giyinmesinden oturmasına, konuşma tarzından üslûbuna, içtimaî ve siyasî tavırlarından devletler arası protokol ameliyelerine kadar bütün hayatı filme alınıyor gibi, içtimaî şuur ve mâşerî hafızada kaydedilmiş ve bu muhteşem hayat, mü’min toplumların varlığının sigortası olmuştur.

Allah Resûlü’nün hayat-ı seniyyelerinde emniyet şeridinin her karesi Cenâb-ı Hak’la irtibatlıdır. O’nun bu irtibatında kopuk tek bir kare, tek bir boşluk yoktur. Çünkü O’nun her davranışı ibadet ü taatten, yiyip içmeye, ondan yatıp kalkmaya kadar Allah ile irtibat içinde geçmiştir. Böyle olduğu içindir ki, bütün söyledikleri ve bütün davranışları sahabe arasında mâkes bulmuştur.

Evet, sahabede dinî hayatı yaşama mevzuunda gördüğümüz hassasiyet, asıl itibarıyla Allah Resûlü’nün gösterdiği hassasiyetten kaynaklanıyordu. Çünkü onlar mübelliğ ve mürşitlerini öyle görmüşlerdi:

يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪

“Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla ittika edin ve korkun.” mealindeki âyet nazil olunca, sahabe yemeden içmeden kesildi. Azametine uygun olarak Allah’tan korkma nasıl mümkün olabilirdi ki!.. Ve hemen âyetin devamında:

وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

“Siz ancak Müslüman olarak ölün.”17 deniyordu ki, bu da Allah’tan böyle korkulmazsa Müslüman olarak ölmenin çok zor olacağına işaret ediyordu.

165