Allah’a (celle celâluhu) yakın olmayı, irşad ile en güzel bir şekilde birleştiren Peygamber Efendimiz’dir. O, irşad vazifesinde ne kadar kusursuz ise, Allah’a kurbiyetinde de o derece derin ve kusursuz idi. Çok defa namaza durduğunda onu öyle eda ederdi ki, arkasındakiler neredeyse namazın hiç bitmeyeceğini sanırlardı. Dua ve niyazı öyleydi. Duaya kalkan elleri, bir daha inmeyecek gibi kalkardı.
Bir defasında İbn Mesud (radıyallâhu anh), O’nun kıldığı nafile namazlarından birine denk gelmişti. Allah Resûlü’nün kıldığı namazın bereketinden istifade edebilmek için hemen o da namaza durmuştu. Hâdisenin bundan sonrasını bizzat kendisinden dinleyelim: “Namaza durdum. Bütünü iki rekât namazdı. Fakat Allah Resûlü okudukça okuyordu. Bakara sûresini bitirdi. Ben artık rükûya varır dedim. Fakat O, Âl-i İmrân’ı okumaya başladı. Onu bitirdi, yine rükûya varacak zannettim, bu sefer de Nisâ sûresini okumaya durdu. Onu da bitirdi. Artık rükûya varır diye düşünüyordum ki, Mâide sûresine başladı. Ve onu da bitirdi. İlk rekâtta bu dört sûreyi birden okudu. Hatta bir ara aklıma kötü bir şey geldi…” Yanındakiler İbn Mesud’a sordular: “Aklına ne geldi?” O, “Bir ara namazdan çıkmayı düşündüm, çünkü dayanılacak gibi değildi.” dedi.10
Görüldüğü gibi insanlara kulluktan bahseden Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), evvelâ bu kulluğu herkesten ileri bir seviyede kendisi yaşıyor.. evet, O, bu mevzuda öyle ileri idi ki, İbn Mesud gibi en ileri safta bulunan bir sahabi dahi, O’nun kıldığı iki rekât namaza dayanamıyordu.
Dipnotlar
- 10 Buhârî, teheccüd 9; Müslim, salâtü’l-müsafirîn 204.