İçeriğe geç

esnada mazi, kitap sayfaları gibi önünde bir bir açılmaya başlar. Hazreti İbrahim’i görür, Hazreti Hacer’i takip eder, Hazreti İsmail’in hallerine şahit olur. Sonra Fahr-i Kâinat Efendimiz’in devrine gelir. Müşriklerin, Ashâb-ı Kirâm’ı uzaktan uzağa seyrettiklerini görür ve Ashâb-ı Kirâm’ın, Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) emrine imtisalen cevval bir şekilde koşar adımlarla yürümelerine nazar eder. Safâ ve Merve’ye her çıkışında Beytullah’a bir kere daha teveccüh etmek suretiyle selam verir ve Beytullah’ın putlardan temizlenmesini izliyormuş gibi olur. Putlardan temizlenmeye bir selam... Gerçek tevhide ermeye bir selam... Bu lütuf ve ihsanlara erişine bir selam... Kâbe’ye selam verme makamını elde ettiğinden dolayı selam... her fırsatı değerlendirip selam verir. Sırtında hâlâ ihram vardır ve bu haliyle mahşerde kefeniyle sağa-sola koşturuyor gibidir.

Ve nihayet gün gelir çatar, Arafat’a çıkma fermanını alır. Sırtındaki yükler bir nebze hafiflemiş olarak Arafat’a çıkar ve durumuna göre bazen ayakta bazen oturarak saatlerce el açıp Allah’a yalvarır. Arafat tam bir mahşerdir. İnsanların, dünyaya ait bütün kayıtlardan sıyrılıp bir arazide toplanmasını ifade eder. Orası, dünyada sayısız örneği bulunan basit bir dağ değil, Cenâb-ı Hakk’ın özel bir kıymet atfettiği ulu bir dağdır. Herhangi bir şey, herhangi bir yer, Allah’ın büyük kılmasıyla büyük olur. Bugüne kadar kim bilir ne kadar enbiya, evliya, salihîn oraya çıktı, el açıp dua ettiler. Orası, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin bol bol yağdığı bir mekândır. Dünya üzerinde bir kısım yerlerin şeytanın karargâhı olmasına bedel, orası nebilerin karargâhıdır. Bu sebeple o atmosferin içine girenlerin duygularında bir yumuşama olacak ve Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine kendilerini salıvereceklerdir.

Orada ağlayıp kendinden geçen o kadar çok insan görürsünüz ki... İnsanlar mahşerdeymiş gibi hıçkıra hıçkıra ağlar, dize gelip yerlere kapanırlar. Herkes günahlarını dökme ümidiyle orada çırpınır durur.

98