İçeriğe geç
31. Bölüm

b. Mânâsını Düşünerek Eda Etme

Hak’tan gelen meltemlere gönlünü, latifelerini açık tutmalı ve kalbi nurlanmış olarak memleketine dönmeye bakmalıdır.

b. Mânâsını Düşünerek Eda Etme

Mü’min, haccını hem zâhirî şartlarına riayet ederek hem de bâtınî veçhesini anlamaya gayret ederek eda etmeye çalışmalıdır. Bunu yapabilmesi için de haccın ve menâsikinin taşıdığı mânâları bilmesi gerekir. Bu yönüyle hac, bir bilgiyle başlar, bir şevkle devam eder, bir azimle doruğa ulaşır ve kişi masivadan alâkasını kestiği nispette talep ettiği şeylerin kapısı açılıverir.

Haccın hakikatiyle eda edilebilmesi için onun anlamının bilinmesinin gerektiğini ifade ettik. Bu cümleden olarak kul, kendisinin hacca Rabbülâlemîn tarafından davet edildiğinin farkında olmalıdır. O, Allah’ın misafiridir ve mihmandar-ı kerîm olan Allah’ın evine davet edilmektedir. Misafir olduğu Zât ona çeşit çeşit ikramlarda bulunacak, cismaniyetinin yanında kalbine ve ruhuna da, onlara uygun gıdalar ihsan edecektir. O da bu gıdalarla dolmuş ve doymuş olarak memleketine geri dönecektir.

Kerem sahibi bir ev sahibi, davetine icabet ederek evine gelenleri ikramsız bırakmaz. Cenâb-ı Hakk’ın en büyük ikramı, cemalini göstermesidir. O, cemalini gösterecektir ama dünyada bu gözlerimizin O’nu görmeye, idrak etmeye gücü

yetmez. َالَ تُدْ رِكُهُ الْ َبْصَ ارُ وَ هُوَ يُدْ رِكُ الْ َبْصَ ارGözler O’nu göremez, idrak edemez ama O bütün gözleri görür.”73 Bunun içindir ki mü’min, O’nu burada vicdanıyla görüp kalbiyle muttali olacak; cismani gözü ile öbür âlemde müşahede edecektir. Evet insan, Allah’ın evini ziyaret ettiği zaman kendini, sanki gerçekten O’nun huzurundaymış gibi hisseder. Mânevî ikramlarını –bilâ teşbih– bizzat O’nun elinden alıyormuş gibi vicdanında duyar.

93