vetine, duygularının duruluğuna, niyetlerinin hulûsuna nazar eder. İnsanların dışlarını gören Allah, onların içlerinin derinliklerini de görür ve kullarını asıl buna göre değerlendirir.
Mü’min, Mîkat sınırlarından içeri bu düşüncelerle dolu olarak girer ve bu düşünceler onda ciddi bir teyakkuz meydana getirir. Bu sebeple başka şey düşünmemek, masivaya nazar etmemek, mâlâyani şeyler konuşmamak için telbiyeyi kendine vird-i zeban eder. Uğradığı her noktada “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke Lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. Lâ şerîke lek.” der. Beytullah’a ulaşacağı âna kadar bu virde devam eder. Beytullah’ı karşıdan müşahede edince telbiyeyi keser ve ellerini kaldırıp duaya durur. Zira Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Beytullah’ı ilk gördüğünüz anda yapacağınız dualar makbuldür.”74
Allah’ım! Bu Senin evin, Senin haremindir. Burayı ilk defa ziyaret eden ben değilim. Benden evvel nice enbiya, nice evliya, nice salih kimseler geldiler, etrafında pervaneler gibi döndüler. Hâlâ da insanlarla birlikte melekler onun etrafında dönüyorlar. Herkes ellerini açmış Senden bir şeyler diliyor ve dileniyor. Ben de onların elleri arasında ellerimi kaldırıyor ve Senden af ve inayet istiyorum. Beni mağfiret ve merhametine mazhar eyle...
Ardından ciddi bir vakar ve sekine içinde Beytullah’a doğru ilerler. Artık Rabb’in, her hâline nigehban olduğuna katiyen emindir. Sırtında bir yumurta küfesi var gibi çok dikkatle hareket etmektedir. Rengi kaçmış, benzi solmuş, bir edep abidesi haline gelmiştir. Mahşerde Rabb’in huzuruna hesap vermek üzere çıkıyor gibidir. Kendisine verilen bütün selamları, bir emanet gibi muhafaza eden Hacerü’l-Esved’in karşısına dikilir. Tıpkı Fahr-i Kâinat Efendimiz’in selamladığı
Dipnotlar
- et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 8/169, 171; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 3/360.