a. Hüşyar Bir Gönülle ve İhlâsla Eda Etme
a. Hüşyar Bir Gönülle ve İhlâsla Eda Etme
Haccı hüşyar, uyanık bir gönülle eda etmeye çalışmak gerekir. Bunun için insan, daha baştan gittiği yerin şuurunda olmalıdır. Evet, hac yolcusu, yola çıkarken, Sidretü’l-Müntehâ’nın izdüşümüne, bir yönüyle Cenâb-ı Hakk’ın teveccüh ettiği bir âleme yolculuk yaptığının, Müslümanların mihrabına doğru ilerlediğinin farkında olmalı ve sinesi bu duygularla dopdolu olarak oraya varmalıdır. Haccı; farz, vacip, sünnet, müstehap ve adabına riayet ederek eda etmeye çalışmalı ve bu esnada kalbi hep Allah’a müteveccih olmalıdır. Diğer bir ifadeyle, orada olduğu süre içerisinde hep Allah için başlamalı, Allah için işlemeli, Allah için oturmalı, Allah için kalkmalı.. Allah için ihrama girmeli, Allah için Kâbe’ye yürümeli, Allah için Kâbe karşısında el açmalı, Allah için Mültezem’e yüzünü koymalı, Allah için Hacerü’l-Esved’i istilam etmeli, Allah için Mina’ya çıkmalı, Allah için Arafat’ta bulunmalı, Allah için Müzdelife’ye inmeli, Allah için şeytan taşlamalı, Safâ-Merve arasında Allah için sa’y etmeli… yaptığı her şeyi Allah için yapmalı ve böylece saniyelerinin içine, Allah’ın izni ve inayetiyle, seneleri sığdırmaya çalışmalıdır.
Hacı adayı Müslüman, hac boyunca, laubaliliğe açık ortamlardan kaçmalıdır. Bunun için de elden geldiğince fuzuli işlerden ve fuzuli işlerle meşgul edebilecek kimselerden kendini uzak tutmalıdır. Evet, insan orada gereksiz muhabbetlere girmek yerine, gönüllerin yumuşayıp gözlerin ceyhun olduğu yerleri kollamalıdır. Mesela Muvâcehe’de, parmaklıklara yapışmış bir Peygamber aşığının hali ve ifadeleri benim yüreğimi delmişti. Şöyle diyordu o zat: “Ya Resûlallah! Günlerden beri buradayım. Sesini alamadım. Şimdi Kâbe’ye gideceğim. Bana ‘Ne getirdin?’ diye sorarlarsa ne diyeyim ben?” Buna benzer daha başka öyle şeyler söylüyordu ki insanın etkilenmemesi mümkün değildi. İşte o mübarek mekânlarda gönüllerde he-