Önsöz Yerine
Önsöz Yerine
Hac, kasdetme ve yönelme mânâlarına gelir. Ancak onu, mutlak kast ve mücerret yöneliş mânâlarına hamletmek de doğru değildir. Hac, hususi bir zaman diliminde, hususi bir kısım yerleri, yine bir kısım hususi usûllerle ziyaret etmeye denir ki; senenin belli günlerinde, hac niyetiyle ihrama girip, Arafat’ta vakfede bulunmak ve Kâbe’yi tavaf etmekten ibaret sayılmıştır. İhram, haccın şartı; vakfe ve tavaf ise onun rükünleridir.
Her sene, dünyanın dört bir yanından yüz binlerce insan, “Beytullah”a teveccüh edip, mübarek bir zaman dilimi içinde, Sahib-i Şeriat tarafından belirlenmiş bazı mekânları.. hususi bir kısım usûllerle ziyaret eder.. vazifelerini yerine getirir ve günahlarından arınırlar ki böyle bir vazife “Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe’yi tavaf etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.”1 fermanıyla, İslâm’ın beş esasından biri olarak gücü yeten herkese farz kılınmıştır.
Hac, Müslümanlar arasında içtimaî birliği tesis ve tecelli ettiren öyle büyük ve öyle şümullü bir İslâm şiarıdır ki, onun enginlik ve vüs’atini bir başka mekân ve bir başka cemaatte bulup göstermek mümkün değildir. Kâbe, o derin mânâ ve kudsiyetiyle ta Hazreti Âdem ve onun yaratılışından önceki zamanlara gidip dayanan.. ve daha sonra Hazreti İbrahim’le bilmem kaçıncı kez ortaya çıkarılıp imar edilen, millet-i İbrahimiye ile irtibatlı, Hakikat-ı Ahmediye’nin “amâ”nın bağrında eşi, Nur-u Muhammedî Aleyhisselâm’ın dölyatağı ve bütün semavî dinlerin kıblegâhı, eşsiz öyle bir tevhid ocağıdır ki, bu hususiyetleriyle ona denk, Allah evi denebilecek ikinci bir bina yoktur.
Dipnotlar
- Âl-i İmrân sûresi, 3/97.