İçeriğe geç

............... Bîm-i dûzah nar-ı gam salmış dil-i sûzânıma Var ümidim ebr-i ihsanın sepe ol nâre su.” 2(Fuzûlî)

sözleri, göklerden gelip alevlerini söndürecek bir rahmet bekler.. ve ruhunu yakan kendi ateşiyle beraber, intizarın bitmeyen hasretiyle de kavrulur durur. Bazen mes’âda, ötelerden kopup gelen bir meltemin serinliği duyulsa da genelde orada hep şevk buudlu bir hüzün, ümit ve recâ televvünlü bir aşk ızdırabı yaşanır.

Mes’âda çok defa hakikatler hayale karışır ve çevredeki insanlar bazen sükûtun derinliğiyle bazen de çığlık çığlık hıçkırışlarıyla kâh mizana sürükleniyor gibi, kâh kevsere koşuyor gibi zevk ve tasa ikilisiyle yer yer yutkunur, zaman zaman da rahat bir nefes alır.. ve geliş-gidişlerine, iniş-çıkışlarına devam ederler. Orada saat ve dakikalar o kadar nazlıdır ki mutlaka iltifat ve alâka isterler. Yoksa hiç var olmamışlar gibi iz bırakmadan eriyip giderler.

Günler bayrama doğru kaydıkça, metâf, zemzem ve mes’â gizli bir gurbet ve hasret duygusuyla lacivertleşir.. Kâbe, bize araladığı pencerelerin panjurlarını yavaş yavaş indirir.. ve her hâdise ile faniliğini anlayan insan, buradan göçme zamanı geldiğinde ayrılması icap ettiği gibi, bir gün mutlaka dünyadan da ayrılacağını düşünür ve kendi içine, kendi hususi dünyasına çekilerek âdeta bir ruhî inzivaya bürünür.

Ama henüz her şey bitmemiştir; Hakk’a yürüyen bu insanları bekleyen hâlâ upuzun bir yolculuk var. İnanılmaz tılsımı ve baş döndüren füsunuyla güzergâhı kesmiş duran

Cehennem korkusu, yanık yüreğime gam ateşi salmış. Ümidim var ki, Senin ihsanının yağmur yüklü bulutları o ateşe su serpsin de onu söndürsün.”

19