c. Kabul Olacağına İnanarak Yapma
Arafat’ta yeme-içme gibi dünyevî meşguliyetlere çok vakit ayırmamak gerekir. Belki yalnız belini doğrultacak kadar bir şeyle iktifa etmeli. Efendimiz’in Arafat’ta, zeval vaktinden ta güneş batacağı âna kadar devesinin üzerinde, bir eli yorulunca öbürünü kaldırıp dua dua yalvardığı nakledilir. Evet, Arafat’ın bir ânını bile boş geçirmemeye dikkat etmek gerekir.
Efendimiz’in, Müzdelife’de de vaktini dünyevî şeylerle geçirdiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Aksine, İbn Abbas’ın nakline göre şafak sökünceye kadar orada da dua etmiş, yalvarıp yakarmıştır. Etrafında yer alan sahabe de O’nun duasına “amin” demiştir.
Müzdelife’de vazifesini yaptıktan, beraatine dair son bir senet aldıktan sonra şeytanı ve onun aklına düşürdüğü vesveseleri taşlamak üzere Mina’ya varır. O, akl-ı meâşını mîkat sınırlarının dışında bırakıp hâlis bir ubûdiyet düşüncesiyle menâsik-i haccı eda ederken, şeytan, bir kısım menfezler bularak içine birtakım şüphe ve tereddüt okları atmış olabilir. İşte bütün bu şüphe ve tereddütleri, sembolik olarak attığı taşlarla yerle bir etmeyi hedefler.
Bütün bunlardan sonra saçlarını traş ederken düşen her saç teliyle beraber günahlarının da bir bir döküldüğünü düşünür. Sonra da ibadetini yapabilme güç ve imkânı veren Rabbine şükranının bir ifadesi olarak kurban keser ve bir kere daha tavaf yapar…
İşte bir mü’min, bütün bu mânâları zihninde, gönlünde çevire çevire menâsikini eda ettiği sürece hac hac olur, kendisi de anasından doğduğu günkü gibi tertemiz hale gelir.
c. Kabul Olacağına İnanarak Yapma
Bir mü’min, Allah tarafından üzerine yüklenmiş, kulluğun gereği olan ibadetlerini yaparken, her bir ibadeti, Cenâb-ı Hakk’ın vaz’ ettiği şekilde ve ihlâsla, sadece O’nun rızasını di-