İçeriğe geç

1. Sebebi ne olursa olsun (satılan bir malın bedeli veya ödünç para veya mal) iki taraftan birinin lehine öbür tarafın zimmetinde tahakkuk etmiş bir borcun bulunması,

2. Borcun ödenmesi esnasında anapara veya mala ilaveten alacaklı lehine bir fazlalığın veya bir menfaatin şart kılınması.

Meselâ, paranın taşıma külfeti veya kayıp riskinden kurtulmak amacıyla, bir yerde verilen ödüncün başka bir yerde ödenmesini şart koşmak veya borçlunun evinde parasız oturmak şartıyla ona ödünç vermek de faize girer.5

Faizli bir işlem sonunda faizi ödeyen veya alandan mutlaka biri haksızlığa uğrar. Zira yüksek bir faiz oranı kötü piyasa şartlarında faizi ödeyeni büyük bir haksızlığa uğratırken, düşük bir faiz de faizli kredinin getirisinin çok yüksek olduğu ekonomik şartlarda sermaye sahibini, yani faizi alanı zarara uğratır. İki tarafın da razı olacağı bir orta yol ise, çok ihtimalden sadece biridir.

Bütün faizli işlemlerde faizin bu iki taraftan birine zarar verme özelliği bulunduğundan, borç faizindeki bu fazlalığın, basit veya bileşik (mürekkep) faiz denilen katlı faiz olması; buna riba, faiz, faide… gibi adlar verilmesi, onu Kur’ân’ın yasakladığı faiz kapsamından çıkarmaz.

İslâm’ın geldiği sırada Araplar uygulayageldikleri için cahiliye ribası ve vadeden kaynaklanan bir fazlalığı temsil ettiğinden nesîe ribası adlarıyla da anılan bu faiz çeşidi doğrudan Kur’ân tarafından yasaklanmış, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından da bu yasak tekrar tekrar teyit edilmiştir. Efendiler Efendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) Veda Hutbesi’nde bu konuda şöyle buyurmuşlardır:

416