İçeriğe geç

Fahreddin Râzî ise cahiliye devri faizini şöyle anlatır: “İslâmiyet’ten önceki devrin bilinen ve meşhur olan faizi vade faizi idi. Buna göre, kişi malını başkasına her ay ödeyeceği belirli bir kârı almayı şart koşarak borç verirdi. Anaparası olduğu gibi kalırdı. Mühlet sona erince anaparasını da geri isterdi. Borçlu anaparayı veremezse, borç veren hem mühleti uzatır hem de faizi artırırdı.”3

Görülüyor ki, cahiliye devri denilen o dönemin riba anlayışı ile günümüzün faiz anlayışı arasında temelde çok ciddî bir farklılık bulunmamaktadır. İslâm, bütünüyle faizi temelden yasaklamış ve bir zulme, ceberuta son vermiştir.

4. Faizin Tanım ve Kapsamı

Faiz kavramının İslâmî literatürdeki karşılığı ribadır. Riba, Arapça bir kelimedir ve sözlükte ziyade (fazlalık) ve nema (artma, çoğalma) mânâlarına gelir.

Cahiliye dönemi Arapları riba kelimesini bu mânâda kullandıkları gibi, ayrıca, bugün genellikle faiz deyince anlaşılan, “Vadenin uzatılmasına karşı borcun da artması” mânâsında da kullanıyorlardı.4

İslâm, insanlık tarihi boyunca bilinen ödünç veya borç faizi kavramına bir de para ve malların peşin veya vadeli mübadelelerinde ortaya çıkan alışveriş faizi kavramını eklemiştir.

Kur’ân, borç faizini ele alırken, hadisler ağırlıklı olarak alışveriş faizinin üzerinde durmuştur. Şu halde faiz kavramı İslâm’da diğer sistemlerden hem farklı hem daha şümullüdür.

İslâm’a göre faiz iki çeşittir: Borç faizi ve alışveriş faizi.

a. Borç (deyn veya kredi) Faizi

Borç faizi; ödünç, alım-satım veya başka herhangi bir sebepten zimmete geçen bir borca karşılık ödenecek olan mal veya parada, belli bir vadeden dolayı şart kılınan fazlalıktır.

Borç faizi, kendisinde şu iki unsur bulunan herhangi bir muamelede hükmen tahakkuk eder:

415