2. Esas itibarıyla bankalara ve faizcilere borçlanarak iş yapan herkes, -ister bu iş büyük çapta isterse küçük çapta olsun- banka ve faizcilerin köle ve esiridirler. Bunlara en iyimser ifade ile, “Hayatlarının sonu sefaletle bitecek işçilerdir.” demek ancak mümkün olabilir. Çünkü onların hiçbir ücret garantileri bile yoktur.
3. Faiz, işsizlik üreten bir mikrop yatağıdır. Zira tasarruf sahipleri, hiç yorulmadan ve hiç rizikosu olmayan bir yoldan para kazanmak için paralarını piyasadan çekerler. Yatırımlar durur, işyerleri kapanmaya başlar. Bu arada arz ve talep dengesi de ters yüz olur.
Bir taraftan hayat pahalanır, diğer taraftan da işsizlik had safhaya ulaşır. Zira, durmadan iş yerleri ve fabrikalar kapanmaktadır. Kapanmayanlar da üretimi en düşük limitte tutmaktadırlar. Yani piyasa, bütünüyle faizcinin bizzat kendisine dönmüştür. O nasıl miskin ve atalet içinde kıvranıyorsa, elinde tuttuğu piyasa da aynen onun gibi miskin ve atalet içinde can çekişmektedir.
4. Piyasayı dar boğaza sokmuş olan faizci, ağını kurmuş içine düşecekleri bekleyen örümcek gibidir. Çünkü en kısa zamanda, sun’î krizden etkilenen herkes onun kapısına koşacak ve nispeti onun insafsız insafına kalmış faizlerle ona borçlanacaktır. Faizciden alınan bu korkunç borçlar piyasayı geçici olarak rahatlatacaktır. Bu geçici rahatlama ise aslında, gelecek daha kötü bir krizin habercisinden başka bir şey değildir.