Vefat ettiğinde geride bıraktığı, belki ezvac-ı tahirat için birer keçiden ibaretti. Hazreti Ömer’in müşahedesiyle, vefatından sonra geride bir dağarcık içinde 1040 gram ağırlığında bir arpa bırakmıştı. Bundan başka mâmelek olarak, yerde serili bir hasır, iki tane post ve bir tane de üzerine aldığı örtü vardı. Bu manzara karşısında koca Ömer hıçkırıklarını tutamayacak ve hüngür hüngür ağlayacaktı.
B. Sahabenin Cömertliği
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendi ferdî hayatı için fakirliği seçmişti. Bu, herkesin de fakir olmasını istemek değildi. Fakat hiç kimsenin, midesinin altında kalıp ezilmesini de hoş görmüyordu. O büyük insanın getirdiği bu prensipler sayesinde Müslümanlar, çok kısa zamanda dünyanın en zengin milleti hâline geldiler. Kendi aralarında, sadaka ve zekât kabul edecek insan bulamıyorlardı. Evet, kişi başına düşen gelir dağılımı o kadar yüksekti. Ama onların arasında öyle zahitler de bulunuyordu ki, evinde bir günlük yiyeceği var ise, getirilen yeni bir şey ne kadar da cazip olsa kabul etmiyordu. Bu bir digergâmlık, bir ruh yüceliği meselesidir. Yaşatma aşkıdır. Yaşama zevkini terk etme idealidir. Bu his ve duygularla dolup taşamamış insanların bunları anlamaları da mümkün değildir. Bir iftar sofrasında, Hazreti Ebû Bekir’e bir bardak soğuk su ikram edilir. Suyu dudaklarına götürünce, hıçkırıkları boğazında düğümlenir. Yanındakiler ne olduğunu sorduklarında şöyle cevap verir: “Bir gün Allah Resûlü, kendisine getirilen böyle bir bardak soğuk suyu içmiş sonra da ağlamış ve ‘O gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz.’62 âyetini okuyarak, ‘İşte bu nimetten de hesaba çekileceğiz.’ buyurmuşlardı. Bunu hatırladım ve onun için ağladım.”63