Hâlbuki Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), gayet sade ve fakirane bir hayat yaşıyordu. Vereceği hesap gayet hafifti. Halife iken uzun zaman başkalarının koyunlarını sağarak ailesinin nafakasını temin etmeye çalıştı. Neden sonra kendisine maaş bağlandı ama o, bu defa da verileni çok buldu. Medine’nin en fakir insanının geçimini kendine ölçü kabul etmişti. Bu itibarla da artan parayı bir testiye atıyor ve orada biriktiriyordu. İki buçuk senelik hilafeti süresince, zaruri ihtiyaçlarından arta kalanı hep böyle biriktirmişti. Vefat edeceği zaman da, kendisinden sonra gelecek halifeye teslim edilmek üzere bu testiyi vasiyet ediyordu. Hazreti Ömer, halife olup da testiyi kırınca içinden küçük küçük paracıklar çıktı. İçinden çıkanlar arasında bir de mektup vardı. Bu mektupta yeni halifeye hitaben şöyle deniyordu: “Bu paralar, bana verilen maaştan arta kalanlardır. Ben, Medine’nin en fakirini kendime ölçü kabul etmiştim. Artan miktarı bu testiye koydum. Binaenaleyh bu paralar hazineye aittir ve oraya konulmalıdır.” Hazreti Ömer, mektubu okuyunca ağladı ve “Kendinden sonrakilere çok ağır bir yük bıraktın yâ Ebâ Bekr!” dedi.64
Hazreti Ebû Bekir, böyle zahidane yaşamayı Hazreti Muhammed’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) öğrenmişti. Zira Allah Resûlü, böyle yaşamanın pratikte mümkün olduğunu, bizzat kendi yaşantısıyla ashabına talim buyurmuştu.