İçeriğe geç

Evet, Efendimiz’in bu keremi, onun kin ve buğzunu ortadan kaldırmış ve İki Cihan Serveri onun için insanların en sevgilisi hâline gelivermişti. Safvan’ı kazanmak, elbette binlerce deve, sığır ve koyundan daha mühimdi. Allah Resûlü de en mühim olanı yapmıştı.

O (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisinden bir şey istendiğinde varsa verir, olmadığı takdirde de vaat ederdi. Bazen üzerine giydiği tek elbisesini bile isteyen olur, O da hiç çekinmeden çıkarır verirdi.

Bir bedevi gelip O’ndan bir şey istemiş, Allah Resûlü de ona istediğini vermişti. Adam, bir kere daha istedi, O yine verdi. Üçüncü defa istediğinde, verecek bir şey bulamayan Allah Resûlü, olduğunda yani mal eline geçtiği ilk fırsatta vermeyi vaat etti. Bu durum, Hazreti Ömer’e fevkalade dokundu, Resûl-i Ekrem’in bu derece rahatsız edilişinden rahatsız olmuştu. Dizleri üzerine doğruldu ve “İstediler, verdin. Bir daha istediler, yine verdin. Bir daha istediler, vaat ettin. Kendini bu kadar eziyete sokma yâ Resûlallah!” dedi.

Ancak bu sözler, Allah Resûlü’nün hoşuna gitmedi. Kaşlarının hafif çatıldığını gören Abdullah İbn Huzâfetü’s-Sehmî ayağa kalktı ve “İnfak et yâ Resûlallah! Sakın Allah’ın Seni fakir bırakacağı ve nimetlerini kesivereceğinden korkma!” diyerek tesellide bulundu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), “İşte bana emredilen budur.” cevabını verdi.46

Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), “evet”le o derece bütünleşmişti ki, şer’i daire içinde kendisinden ne istenirse hemen icabet eder ve asla “hayır” demezdi. Her alanda olduğu gibi cömertlikte de eşi ve benzeri yoktu. Bu seviyedeki bir cömertlik ancak peygamberlikle izah edilebilirdi.

46