İçeriğe geç

Bu durum, katiyen O’nun ve yetiştirdiği cemaatinin, dünyaya küsmüşlüğü veya dünyayı terk etmişliği mânâsına alınmamalıdır. İsteyen kazanıp zengin olur ve Allah’ın emrettiği ölçüde zekâtını verir, infakta bulunur. Kimse böyle bir kazancın karşısında değildir. Hatta helâlinden kazanmak her zaman teşvik görmüştür. Ama Allah Resûlü ve O’nun ilk mümtaz cemaati, başlangıç itibarıyla bu safveti göstermelilerdi ve onlar da öyle yaptılar. Böyle bir hayatı da, başkalarına gösteriş olsun diye değil, öyle olması gerektiği için sergilediler.

Açlığını bastırabilecek bir şeyler bulma ümidiyle geceleri evinden çıktığı olurdu. Bu esnada kendisi gibi açlık çekenlere rastlar ve beraberce çözüm ararlardı. Ebû Bekir ve Ömer’le birlikte Ebu’l-Heysem’in evine gittiklerini, hadis kitapları naklediyor.59

Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) O’na en yakın olanlardandı ve O’nun zühd hayatını şöyle anlatıyordu: “Allah’a yemin ederim ki ben, Resûlullah’ın sabahtan akşama kadar kıvrandığını bilirim. Zira hurmanın en kötü cinsini dahi bulup karnını doyuramıyordu.”60

Hâlbuki O, kimden isteseydi, O’nun için en mükellef sofralar hazırlardı. Hem buna ne hacet? Kendisine gelen hediyeler, her gün O’na ve ailesine müreffeh bir hayat yaşatacak ölçüdeydi. Ancak O, geleni dağıtıyor ve yarınlara bir şey bırakmıyordu.

Kendisine, niçin dünya nimetlerinden istifade etmediği sorulunca da şöyle cevap veriyordu:

كَيْفَ أَنْعَمُ وَصَاحِبُ القَرْنِ قَدِ التَقَمَ القَرْنَ وَاسْتَمَعَ الإِذْنَ مَتَى يُؤْمَرُ بِالنَّفْخِ فَيَنْفُخُ

“Dünya nimetlerinden istifadeyi nasıl düşünebilirim ki, İsrâfil Sûr’u eline almış, Cenab-ı Hakk’ın emrini beklemektedir. (Böyle bir durumda olan insan, gelişigüzel dünya nimetlerinden nasıl istifade eder ki!)”61

51