Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), her alanda olduğu gibi, cömertlikte de zirveyi temsil etmektedir. Nasıl olmasın ki, O’nu insanlığa rehber olarak gönderen Zat (celle celâluhu), kevn ü mekânı yaratırken cömertliğini sergilemiş, bütün nimetleriyle kâinatı insanın önüne sermiş, istifadesine sunmuştur. Kâinat kitabı, Hazreti Cevâd u Kerim’in cûd u kereminin en büyük şahididir. Bunun yanında Allah’ın diğer kitabı Kur’ân da aynı hakikate parmak basmakta, cömert olmayı emretmektedir. Durum böyle iken, her iki kitabın şârih ve mübelliğinin farklı davranması düşünülemezdi.
O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir mir’ât-ı mücellâ idi ki, Cenab-ı Hakk’ın bütün esmâsı, bir mahlukta olacak en güzel şekliyle O’nda tecelli ettiği gibi, Kerîm ismi de en vüs’atli hâliyle O’nda tecelli ediyordu. Yeryüzünde O’ndan daha kerim bir ikinci insan gösterilemezdi.
İbn Abbas’ın (radıyallâhu anhumâ) tasviri içinde, insanların en cömerdi Resûlullah’tı. O’nun en cömert olduğu zaman ise, Ramazan’da Cebrail ile buluştuğu anlardı. Ramazan’ın her gecesinde Cebrail (aleyhisselâm) O’na gelir ve beraber Kur’ân’ı mukabele ederlerdi.44
Bu, bir ruh ve irade meselesidir. O, kendi için yaşamaz, başkaları için yaşardı. Sürekli başkalarının mutluluğunu düşünmekten ömrü boyunca kendini düşünmeye fırsat bulamamıştı.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Huneyn’e giderken Safvan İbn Ümeyye’den ödünç olarak silah almıştı. Huneyn sonu elde edilen ganimetlere hayran hayran bakan Safvan’ı görünce dikkatini çekti ve “Bakıp beğendiğin o develer senin olsun.” dedi. Ardından birçok şey daha verdi. Safvan, bu cömertlik karşısında şaşırıp kaldı. O ana kadar Allah Resûlü’ne karşı kin ve buğzla dolu olan bu adam, birdenbire değişiverdi.45