bettiğini idrak edebilir, aradaki boşluğu görebilirsiniz. O’nu tanımayıp birbirine düşen insanlığın nasıl canavarlaştığına şahit olabilirsiniz. Allah’a hamdolsun, O’nu bize tanıttırdı, gönüllerimize duyurdu, açtığı şehrah içinde bizi O’nun arkasında topladı.
Allah’ın kulu ve Senin ümmetin olarak yaptıklarımızı yaptık, yapamadıklarımıza üzüldük, bağışla yâ Resûlallah! Allah Seni âlemlere rahmet olarak gönderdi, Sana “şefaat-i uzmâ”yı95verdi. Biz günahkârlara şefaat eyle ey Allah’ın habibi! Rabbimizin huzurunda kemerbeste-i ubûdiyetle Senin arkanda duruyor, dualarına “amin” diyor, elimizden tutmanı bekliyoruz.
Evet, başı secdeli, kalbi heyecanlı, “gurr u muhaccelîn” olan ümmet-i Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), iki üç asırlık perişaniyet ve derbederliğiyle, Peygamberinin elinin uzanıp ellerinden tutmasını bekliyor. O şanlı Nebi’nin, yüzlerine nazar-ı merhamet ve şefkatle bakacağı anı gözlüyor. O yüzümüze baktığı an içimiz yunacak yıkanacak, tertemiz kimseler olarak O’nun kurb-u huzuruna yükselme havasını kazanmış olacağız.
Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücud hazretleri, günlerini uyku içinde geçiren milletimizi ve tüm İslâm milletlerini, Müslümanlığın dağidar olduğu şu zaman diliminde, omuzlarına düşen büyük vazifelerden haberdar eylesin, vecibelerini idrak etmeye muvaffak kılsın, yardım eylesin.
Huzurun Edebi
Resûlullah’ı ziyarete giden mü’min, o huzura girerken âdeta sırtında yumurta küfesi taşıyor gibi hareket etmelidir. O’nun mescidinde ve kabr-i şerifinin yanında yüksek sesle konuşmamalı, her türlü laubali hareketten uzak durmalı, tavır ve davranışlarında ciddi bir vakar ve sekîne hali olmalıdır.
Dipnotlar
- Şefaat-i uzmâ: En büyük şefaat demek olup, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mahşerde ümmetinin ve sair insanların bağışlanması için yapacağı aracılığı, vesileliği ifade eder.