İçeriğe geç

Hem öyle bir huzur cemaati hâline getirdi ki, başkaları onları ancak ütopik eserlerde okuyabilir ve görebilirdi. İşte Eflatun’un “Cumhuriyet”i, Thomas Moore’nin “Ütopya”sı ve işte Campanella’nın “Güneş Devleti”… hepsi de Allah Resûlü’nün yetiştirdiği o rüyalar cemaatini arama, bulma sevdasıyla kaleme alınmış gibidir.

Onlar hayal ededursunlar, Allah Resûlü, hem de onların düşüncelerindeki mahzurlu yanları aşarak asırlarca önce, pratikte bu cemaati yetiştirmiş ve daha sonrakilere, gökteki yıldızlara denk bir örnek olarak takdim etmişti. Kim onlara uyarsa, bir huzur insanı hâline gelecekti ve geldi de.. günümüzde bu gerçeği bütün çıplaklığıyla görüyor ve sahabe devrinin olurluğuna, daha bir inanıyor ve yeni aydınlık var oluşlar bekliyoruz.

Eğer o devrin insanının bütün problemleri, Allah Resûlü tarafından halledilip çözülmeseydi, hiç o vahşet içinden, insanlığın iftihar tabloları sayılan ashab çıkabilir miydi? Hiç şüphesiz hayır! Peki ama, Allah Resûlü bu problemlerin hepsini kendi akıl ve zekâsıyla mı çözmüştü? İşte buna da “Hayır!” diyor ve ilâve ediyoruz: Cenâb-ı Hak O’na, peygamberliğe ait fetanet vermişti ki, vahiy buudlu bu nuranî fetanet sayesinde O, bütün problemleri gayet rahatlıkla çözebiliyordu. Zaten, bu da O’nun peygamberliğinin delillerinden biriydi ki mevzumuzun çıkış noktası da işte budur.

Şimdi de bu hususa ait birkaç misal arz etmeye çalışalım:

1. Hacerü’l-Esved İçin Hakemlik

86