Allah Resûlü, Medine’ye gelir gelmez, ensar ve muhacirîni birbiriyle kardeş yaptı. Onların ruhlarına öyle bir kardeşlik üfledi ki, aralarında gerçekleştirilen bu kardeşliği, nesebî kardeşlikten daha ileri görüyorlardı.. hatta bir aralık aralarında verâset de cereyan etti!5 Evet bu öyle bir kardeşlik anlayışıydı ki ensar her şeyini ikiye böldü ve bir bölümünü muhacir kardeşine verdi. Ve işte bu esnada akıllara durgunluk verecek şu hâdiseye şahit oluyoruz:
Allah Resûlü, Sa’d b. Rebî ile Abdurrahman b. Avf’ı kardeş yapmıştı. Bu kardeşlik o kadar içten ve derince idi ki, cihanda bir benzerini daha göstermek mümkün değildir.
Sa’d b. Rebî (radıyallâhu anh) bir gün kardeşinin elinden tutar ve ona şöyle der: “Kardeşim, siz her şeyinizi Mekke’de bırakıp öyle geldiniz. Şu anda sen bekârsın, benim ise iki hanımım var. Allah (celle celâluhu) için söylüyorum: Sen bu hanımlarıma bak! Hangisi hoşuna giderse, ben onu boşayayım, sen al!..”
Abdurrahman b. Avf (radıyallâhu anh), gözleri dolu dolu ona şu karşılığı verir: “Kardeşim, Allah (celle celâluhu) hanımını sana mübarek etsin! Sen bana çarşının yolunu göster, bu bana yeter.”
Bir müddet sonra, Abdurrahman b. Avf (radıyallâhu anh) evini geçindirecek hâle gelir ve ilk işi de evlenmek olur.6 Bu da evlerine girip çıktığı insanların hissiyatına karşı bir saygının ifadesi, apayrı bir ruh inceliği ve nezaket örneğidir.
Bu kardeşliğin çözemeyeceği hiçbir problem yoktur. Bu derece birbirine kenetlenmiş diğergâmlar aynı zamanda dünyanın fethine namzet en seçkin insanlardır. Medine’de üfül üfül esen bu kardeşlik havası zamanla bütün dünyanın demine-damarına işleyecektir…
a. İstiğna ve Civanmertlik Çatışması