Dikkat buyurursanız; harple gelen bunca problemi bir hamlede, bir nefhada ve komplikasyonsuz bir el darbesiyle birden hallediverdi. Kur’ân-ı Kerim bu nazik durumu şöyle hikâye eder:
“Bazı insanlar onlara: ‘Düşmanınız olan kimseler size karşı bir ordu terkip ettiler, onlardan korkun!’ dediler. Bu onların imanını artırdı da: ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.’ dediler.”15
Evet, Kureyş, her şeyini bırakıp kaçmış.. Müslümanlar dünkü sarsıntılarını zaferle taçlamış.. ve sonra da, Allah’ın (celle celâluhu) lütfuyla, hiçbir zarar almadan geriye dönmüşlerdi.
Bir kısım siyer ve meğâzî yazarları Uhud’u bizim hesabımıza bir hezimet olarak kaydederler. Evet, Uhud’un eğer bir hezimet yanı varsa o da önce Resûl-i Ekrem’i dinlemeyip sonra da Uhud’un bağrında şehadet kanıyla yıkanarak ahirete tertemiz giden sahabenin bir kısmına aittir. Aslında Uhud’un bir zafer yanı vardır ki, -bence, önemle üzerinde durulması gerekli olan da budur- işte o da problem çözen Hz. Muhammed Mustafa’ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) aittir.