2. Bedir’e çıkılacağı zaman da hem ensar hem de muhacirlerle ayrı ayrı istişare etmiş ve onların görüşlerini almıştı… Muhacirler adına konuşan Mikdad o gün nasıl da yiğitçe konuşmuştu: “Sen atını sür, Berk-i Gımad’a kadar; arkandayız ve bizden bir fert dahi geri kalmayacaktır.” Ancak Allah Resûlü, o âna kadar hissiyatlarını tam ortaya dökmeyen ensarın da ne düşündüklerini öğrenmek istiyordu. Sezgisi kuvvetli Sa’d b. Muaz (radıyallâhu anh) hemen ortaya atıldı. “Yâ Resûlallah! Herhâlde bizi düşünüyor ve bizden de bir cevap bekliyorsun. Cevabımız hazırdır. İşte malımız, işte canımız.. hepsi senin yolunda fedadır. İstediğini, istediğin kadar al, dağıt. Ve istediğin kadar can, senin yoluna ölmeye can atmaktadır.”18
Meşveret ediyor ve ittifak ruh hâletini ortaya çıkarıyor. Ensar ve muhacirîn bir noktada ittifaka varıp, ölüme azmetmişlerdir. Evet, karşılarında küme küme o gözü dönmüş düşman, gayızla kılıçlarını, kamalarını biledikleri, oklarını zağladıkları, yaylarını gerdikleri bir dönemde yapılacak şey işte budur. Resûlullah, Hakk’ın, hakikatın, İslâm haysiyetinin, İslâm milletinin müdafaası adına gerilmiş bir yay gibi düşmanlarına saldıracaktır; bu esnada meşveret ediyor.. ve meşverette yüce düşüncesini en geniş zemine yayıyor; en sağlam blokaja oturtuyor ve herkesin sahabet ve heyecanına emanet ediyordu.