İçeriğe geç

Zaten, O’nun esas nokta-i nazarı bu idi. Allah (celle celâluhu) çoktan O’na yolunu göstermişti. O, Allah’ın (celle celâluhu) irşadına rağmen, arkasındakilerin fikrini alıp beraber bulunacağı o önemli çizgide, aynı duygu, aynı düşünceyi paylaşma adına, onlarla bu meseleyi istişare ediyordu. Gerçi onlar, O’nun her teklifine inkıyat edeceklerdi; zira O’na söz vermişlerdi.. ve bu söz iman demekti ki; O, bir gün Ka’b İbn Mâlik’in yakasından tutacak, tatlıca sarsacak ve şöyle diyecekti: “Sen Akabe’de söz vermedin mi? Acı tatlı yanımda olacağına, geceler bizi takip etse veya önümüzde gündüzler olsa benden ayrılmayacağına söz vermedin mi?”19 Söz verdiler; ölüme atıldılar. Kendi düşünceleriydi. Kendi fikirleriyle böyle bir hesaplaşmaya geldiler ve hesaplaşacaklardı.

Meşveretle Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), önemli bir davayı âleme mâl ediyordu. Herkes, bir tabut taşır gibi onu taşımaya koşuyor ve gücü yettiğince o cevher hazinesine omuz veriyordu. Evet, herkes ona sahip çıkıyordu ve onu taşımayı hayatının gayesi biliyor ve “Bu yolda şehadet bizim için en tatlı idealdir.” diyordu.

bb. İç İçe Meşveretten Levhalar

1. Muharebe yeri mevzuunda gelip bir noktada ârâm eyledi. O, yeri baştan keşfetmiş ve kuyuların başını çoktan gözüne kestirmişti. Nerede, hangi tepeyi tutacağına, karşısına hınçla gelen düşmanı nerede kıstıracağına çoktan karar vermişti. Fakat orada yine meseleyi müzakereye arz etti.

107