Sahabe arasında, adı çok da meşhur olmayan Hz. Hubab b. Münzir (radıyallâhu anh) ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Buraya yerleşmen vahiy ile midir? Eğer vahiy ile ise, biz ne bir adım geri ne de bir adım ileri atamayız. Yoksa, bu sizin strateji ve harp adına kendi görüşünüz müdür?”
Allah Resûlü: “Kendi görüşümdür.” cevabını verince, Hubab b. Münzir (radıyallâhu anh) sözüne şöyle devam etti: “Yâ Resûlallah, biz kuyuların bulunduğu yeri tutalım. Diğer kuyuların hepsini de dolduralım. Düşmanı susuz bırakalım. Siz de ordugâhınızı kuyunun başına kurun ve sizi tam ortamıza alalım.”20
2. Selman (radıyallâhu anh), İranlı bir köledir. Önce Mecûsî, sonra Hıristiyan, daha sonra da Müslüman olan bir köle. Müslüman olduğu zaman hiçbir şeyi ve hiçbir kimsesi yoktu. O her şeyini Müslümanlığına borçludur ve bu durumunu en güzel şekilde vecizelendiren de yine kendi olmuştur. Bir gün kendisine kim olduğu sorulur: “Selman b. İslâm.” buyurur.21 Evet o, gerçek nesebini bulmuştur; İslâm’ın oğlu Selman.
Ahzâb denilen Hendek Savaşı’nda, Allah Resûlü yine ashabıyla istişare eder. Herkes bir şeyler söyler ve sonunda söz Selman’a gelir. Selman görüşlerini şöyle dile getirir: “Yâ Resûlallah, bizim memleketimizde bir âdet vardı; düşman taarruz edecek olursa, biz şehrin etrafına hendek kazar öyle müdafaada bulunurduk. Eğer uygunsa Medine’nin etrafına hendek kazalım ve düşmanın hücumuna öyle mâni olalım.”
Ve bu görüş Allah Resûlü tarafından kabul görür.. sadece kabul görmekle de kalmaz, kendisi de bizzat hendek kazanların arasında bulunur ve onları coşturur.22