İçeriğe geç

“Allahım! Çalışmam neticesinde hâsıl olacak semereyi ve harmanın dövülüp savrulacağı günü bana gösterme… Cihad ettik; ederken kolumuz kanadımız kırıldı. Vücudumuzda yara almayan, ok, mızrak ve kurşun isabet etmeyen para kadar bir yer dahi kalmadı… Mahkeme mahkeme dolaştırılmadığımız, akla hayale gelmedik işkencelere tâbi tutulmadığımız, hâkimler ve savcılar önüne çıkmadığımız gün ve zaman yok gibidir. Bütün bunlar bir yana Allahım, eğer bu mazlumlara ihsan edeceksen, o günü bana gösterme.. ve sa’yimin semeresini dünyada tattırma. Evet, Müslümanlara umumî ihsanda bulunacağın gün benim canımı al ki, arkadan gelen nesiller benim ne olduğumu, ne yaptığımı bilmesin… Bana hizmet ettir!. Beni Kur’ân’a ve İslâm’a hâdim eyle; ama her Ashab-ı Kehf’e bir Kıtmir gerekir, beni de bu dönemin mücahitlerine öyle eyle!” der; der ve ameline karınca kadar riya ve süm’a karışmasına razı olmaz. “Benim sayemde İslâm yeryüzünde şehbal açtı.” düşünce ve ifadesi nevinden gizli şirklere düşmekten tir tir titrer.

Bu da Kur’ân’ın methettiği bir tiptir. İşte bu konudaki prototip; Hz. Ömer (radıyallâhu anh) şehit olacağını düşündüğünde, koca halife, kendisine şöyle seslenir: “Ey Ömer, nerede şehitlik, nerede sen?”85

Evet, işte Kur’ân nazarında maksut ve matlup olan mükemmel tip. Kur’ân’ın matlup ve maksudu böyle olunca, onu rehber olarak kabul edenlerin de mütemadiyen bu duygu ve düşünce içinde olması gerekir. Onlar, yaptıklarıyla övünmeyen ve övülmeyi istemeyen hizmet küheylanlarıdır ve yüksek karakterleriyle de bu çizginin kahramanlarıdırlar!

233