İçeriğe geç

وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ“Siz (insanları) derdest edip yakaladığınız zaman zorbalar gibi yakalıyorsunuz.”15 Yani siz putperest, eşyaperest olmanın yanında, aynı zamanda hodfuruş, bencil, gaddar ve o kadar da zalim insanlarsınız. Sizin gibi düşünmeyenleri ele geçirdiğiniz zaman cebrin, kahrın en amansızını ve en imansızını onlara tattırıyorsunuz. Baskı, şiddet, zulüm, tabiatınızın bir yanıymışçasına bunları icra ederken asla rahatsızlık da duymuyorsunuz.

Peygamberleri onlara bunları söylerken, onlar da peygamberlerine karşı şöyle diyeceklerdir: “Ey Hud! Bize hiçbir delil getirmedin.. ahirete gidenler dönüp gelmediler ki, ahiretin var olduğuna inanalım. Sonra, bir Allah var dedin. O’nu göstermedin ki, varlığını kabul edelim. Peygamber olduğunu ileri sürdün, buna dair bir alâmet, bir mucize görmedik ki, peygamberliğine inanalım…”

Görüldüğü gibi, ortaya atılan itirazların hepsi de iddia kokuyor ve iptidaî, akılları gözlerine inmiş inkârcıların densiz mazeretleri… Benzer düşünceler az farklı bir üslûpla Efendimiz’e karşı da ifade edilmiştir; günümüzde de ifade ediliyor… “Beraberinde bir melek gelse ya!”16 veyahut “Bu Kur’ân, bu iki şehirden büyük bir adama indirilseydi ya!”17 Evet, bunlar kaba kuvvetin her zamanki hırıltıları…

Kur’ân, o değişik anlayış, hava ve karakteriyle Hz. Hud’un kavmini, muhkem kaleleriyle, baş döndüren âbideleriyle, değişik türden heykel ve putlarıyla tekrar ber tekrar ele alır, zikreder. Hud kavmi, Hz. Nuh kavmine nispeten farklı bir küfür ve farklı bir kâfir tipi sergiler. Evet, sahneye farklı kavimler girince hemen Kur’ân’ın takdim keyfiyeti değişiveriyor.. ve her kavmi, her cemaati, kendine has özellikleriyle arz etmeye başlıyor.

172