Bu yüksek karakter fakat müteheyyiç fıtratı, daha çocukluğunda Firavun’un sakalını yolarken, Kıpti’yi bir tokatta yere sererken nasıl tanımışsak, hiçbir nebinin söylemeye cesaret edemeyeceği sözü sarf ederken de aynı şekilde görürüz. Evet, Kur’ân, o kendine has müthiş tasvir ve üslûbuyla hep aynı karakteri resmeder.
İsterseniz Kur’ân âyetlerinde Hz. Musa’yı takibe devam edelim: Rable buluşma vâki olmuş ve o, Tur’dan geriye dönmüştür. Cemaatinin yanına gelip de, onların Sâmirî tarafından azdırılarak buzağıya taptıklarını görünce, elindeki levhaları öfkeyle yere atıverir ve kardeşini yakasından tutarak sarsar. Kardeşi de bu heyecan karşısında: “Anamın oğlu, sakalımı saçımı çekiştirip durma! Bana ne diye itap ediyorsun?”57 der.
Arkasındakilerin dalâleti karşısında heyecan dolu bir gönlün tepkisidir bu. Öyle ki, o, kendisi gibi bir nebi olan kardeşinin dahi saçını sakalını yolabilmektedir. Bütün bunlar, tam bir Hz. Musa hakperestliğinin tezahürüdür. O, Kur’ân’da hemen her yerde böyle anlatılır.
Bütün bunları düşündüğümüz zaman, herhâlde Hz. Musa’nın pazularını tasavvur edebiliyor, yüz takallüslerinden nasıl bir karaktere sahip olduğunu görüyor ve bunların yanında, Mevlâ’ya olan ilticasını, O’nun rızasını aldığını ve hak bildiği yolda ne müthiş bir hakşinas olduğunu herhâlde görüyor gibi oluyorsunuzdur…
4. Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Yusuf
Kur’ân, Hz. Yusuf’u (aleyhisselâm) anlatırken de karşımıza çok farklı bir karakter çıkarır. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu bize tarif ederken, hikmeti, sabrı, teennisi, tedbiri ve ilmiyle devâsâ bir kameti resmeder. Aslında daha çocukken gördüğü bir rüyadan da bunu anlamak mümkündür.
Dipnotlar
- 57 Tâhâ sûresi, 20/94.