İçeriğe geç

مَصَانِع, sanat mânâsına, مَصْنُوع’un cem’i olabileceği gibi, مِصْنَع’ın cem’i de olabilir. Bu da “Siz sanat eserleri yapıyorsunuz.” demek olur. Fâni olan sözlerinizi, fenâya mahkûm olan hatıralarınızı, sanatla bâkileştirmek istiyorsunuz. Dünyada ebedî kalacak gibi, bakıp bakıp iftihar edebilecek, böbürlenebilecek harika saraylar, âbideler ve bir bakıma sizi putperestliğe götüren sanat eserleri meydana getiriyorsunuz. Öyle ki, bunlarla hep övüneceğinizi ve gölgelerinde hep çalım çakacağınızı zannediyorsunuz…

Önceki bölümlerde Hz. Nuh’un (aleyhisselâm) putperest kavmini ve Hz. Nuh’a karşı başkaldırışını gördük. Gördük ki, tam dokuz asırlık bir mücadele neticesinde gelinen nokta bir avuç inanan insanın, Hz. Nuh’un kervanına katılmasından ibaret. Evet, işte bu insanlar o kadar inatçı, o kadar küfür ve tuğyan içinde idiler.

Yukarıda ana karakterine kısmen temas ettiğimiz Hz. Hud’un (aleyhisselâm) kavmiyle (Âd) ilgili ifadelerden –Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın ifadeleri içine girilebildiği ölçüde– taşları yontma, onlara şekil verme ve dağlara-taşlara ölümsüzlük duygusunu işlemenin mağrur, mütekebbir bir toplumun en bariz hususiyetleri olduğu hissediliyor. Evet, ortaya koydukları eserler, söz ve düşünceleriyle yan yana getirildiğinde görülür ki, bunların sanat ve mimari adına ortaya koydukları şeyler, birer sanat eseri olmaktan daha çok bir başkaldırma ve çalım âbidesi.. evet, Hz. Nuh’un kavmi ile Âd kavmini mukayese ederek ele aldığımızda, arada çok azim bir fark görürüz.

İşte onların söz ve tavırlarından bir kesit:

171