Onun için bugün hakkı temsil eden insanlar, ister içtimaî hayatlarında ister ferdî yaşantılarında kat’iyen yalana yer vermemelidirler. Her şeyden evvel böyle bir davranış, emniyet insanı olmanın ilk şartıdır. Evet, yalan bizden, biz de ondan olabildiğince uzak bulunmalıyız. Eğer biz, yalan konusunda bu kadar hassasiyet gösterme mevkiinde isek, doğruyu kendilerinden öğrendiğimiz nebilerin o mevzuda ne denli hassasiyet göstereceklerini düşünmek icap eder.! Hele o nebi, doğrular doğrusu Hz. Muhammed’in (aleyhisselâm) ceddi Hz. İbrahim (aleyhisselâm) ise…
İkincisi: “Belki o yaptı!”
Bu hâdise Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatılır:
“Andolsun ki, daha önce İbrahim’e akla, vicdana uygun olanı (düşte) göstermiştik. Biz onu biliyorduk. İbrahim, babasına ve milletine: ‘Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?’ dedi. Onlar da, ‘Babalarımızı onlara tapar bulduk.’ diye cevap verdiler. İbrahim, ‘Andolsun, siz de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz!’ deyince, ‘Sen bize bir gerçek mi getirdin (ciddî misin) yoksa şaka mı ediyorsun?’ dediler.
O da şöyle dedi: ‘Hayır, Rabbiniz, yerin ve göğün de Rabbidir. Onları O yaratmıştır. Ben de buna şahitlik edenlerdenim. Allah’a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra putlarınızın hakkından geleceğim.’ Sonra hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.
Milleti: ‘Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu (bunu yapan) zalimlerden biridir.’ deyiverdiler. Bazıları: ‘İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk.’ deyince, ‘O hâlde bunların şahitlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin.’ dediler. İbrahim gelince ona: ‘Ey İbrahim! Bunları tanrılarımıza sen mi yaptın?’ deyince İbrahim: ‘Belki o yapmıştır, işte büyükleri, konuşabiliyorsa sorun (bakalım) onlara…’ demişti.”39
Dipnotlar
- 39 Enbiyâ sûresi, 21/51-63.