O güne kadar böyle bir geminin bilinmediğini Kur’ân’ın bu âyetinden istinbat edebiliriz. Zira Allah (celle celâluhu) “Bizim gözetimimizde” buyuruyor. Yani “Bizim gözetimimiz ve nezaretimiz altında bir vapur yap. Bu vapurun plan ve projesini hazırlayacak olan da Biziz. Çünkü yapılacak olan bu gemi, sadece denizlerde yüzdürmek için değil, belki küre-i arzın bütününü veya mühim bir bölümünü su kapladığı zaman, sizi sahil-i selâmete çıkaracak, Cûdi-i emniyete götürecek bir vapur olması lazımdır. Bu yüzden de bizzat nezaretimiz altında yapılmalıdır.”
O güne kadar böyle bir şey görmeyen Hz. Nuh’un kavmi fevç fevç geminin yapıldığı yere uğruyor, Hz. Nuh’la (aleyhisselâm) akılları sıra alay etmeye çalışıyorlardı; çalışıyor da işin ciddiyetini hâlâ anlamış görünmüyorlardı.
Ve böyle bir cemaate karşı, işin gayretullaha dokunması; dokunup da yerlerin sularını fışkırtması, semanın bütün sularını yere indirmesi, Cenâb-ı Allah’ın kendi peygamberine, ona inananlarla beraber necat ve selâmete giden yolu göstermesi… Evet, bütün bunlar öyle cazip bir üslûpla anlatılır ki, üstüne üslûp olmaz. İlâhî beyan, mebdei ve müntehası ile yığın yığın vak’ayı birkaç âyetle anlatır ama anlatılanlar mücelletlere sığmaz.
Evet, bu küfran cemaatinin yıllarca süren serkeşliğini anlatmak, mücadelelerle dopdolu bir peygamber hayatını aksettirmek, her iki kesimin de mimik ve davranışlarına kadar en ince ruh hâllerini ve çizgilerini üç-beş âyet gibi kısa cümleciklerle arz etmek, Kur’ân’dan başkasına nasip olmayan bir hususiyettir.