İçeriğe geç

Aslında Kur’ân’ın çok veciz olarak ifade buyurduğu bu insan tipi, her asırda karşımıza çıkan ve çıkabilecek olan bir karakteri simgeler. Evet, mazhar olduğu nimetleri ifade ederken; “Bunlar benim ilmim ve mârifetimle elde ettiğim şeylerdir.”80 diyen insanların sayısı hiç de az değildir. Aslında, tiz perdeden telaffuz edilen bu tür lafları bugün çokça duymaktayız. Bunlar firavunca ve nemrutça düşüncelerden kaynaklanan sözlerdir.. ve Mevlâ’nın nimetlerine karşı korkunç bir nankörlüğün; Hazreti Müsebbibü’l-Esbâb’ı unutmanın, sahip olunan bütün nimetleri ihsan edenden gafletin ifadesidir.

Kur’ân, o nurlu ifadeleriyle ayrı bir tipi de şöyle anlatır: “Ona bir zarar dokununca hemen umutsuzluğa düşer.”81

Aslında bu da bir kâfir karakteridir. İlk etapta insan bunu sezemeyebilir. Fakat biraz düşününce ve âyete im’ân-ı nazar ile (derinlemesine) bakınca bu ifadelerin arkasında, Mevlâ’ya başkaldıran bir Firavun tipinin resmedildiğini hemen anlayıverir.

Çünkü yeis (ümitsizlik) kâfirin şiarı ve onun ayrılmaz vasfıdır. Evet, küçük bir zarara maruz kaldığında hemen ümit dünyası yıkılıp altüst olan, elbette sağlam bir mü’min olamaz.

Görüldüğü gibi, örneklerini sunduğumuz bu âyetler ve Kur’ân’ın o engin ifadeleri içinde, iç dünyasında gelgitler yaşayan insanların hâli öyle karakterize edilmiş ve bu karakterler öyle sağlam tespit buyrulmuştur ki, akıllarını kalbleriyle beraber kullanmasını bilenler, his ve vicdanlarını dinleyenler ve sergüzeşt-i hayatlarını sinema şeridi gibi hayallerinden geçirebilenler, büyük-küçük maruz kaldıkları musibetlerle rehnedâr ve dâğidâr oldukları zamanlar hep içlerinde aynı şeyleri duyacaklardır.

230