Böyle tahammülfersâ bir teklife rağmen o, sonsuz bir tevekkül, teslimiyet ve itminan içinde: “Ey bizim Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını Senin kutsal mâbedinin yanında, ekin bitmez bir vadide yerleştirdim. Ey bizim Rabbimiz! Namazı gereğince kılsınlar diye böyle yaptım.”43 dediğine şahit oluruz. Ve sonra da zürriyetinin namaz kılmasını, Allah yolunda bulunmasını, kalbleriyle Kâbe’ye teveccüh etmelerini, insanların orayı iskân etmelerini Mevlâ’dan diler ve arkasına bakmadan çekip gider. Hanımı arkasından bağırır, “Yâ İbrahim!” Hz. İbrahim, bu ürperten çığlığa dönüp bakmaz. Hanımı tekrarlar, yine iltifat etmez.. etmez; Mevlâ’ya karşı olan teslim ve tevekkülüne halel geleceğinden korkar…
Görüldüğü gibi, Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek üzere yere yatırdığı andaki hâlini aynen burada da müşâhede etmek mümkündür. Evet, hanımı üçüncü kez bağırır: “Ey İbrahim! Bunu sana Rabbin emrettiyse çek git. Ben buna katlanırım.” Hz. İbrahim de: “Evet, Rabbim emretti.” cevabını verir…44 Evet, burada da Hz. İbrahim’in aynı karakter, aynı teslimiyet ve tevekkülünü görmek mümkündür.
Bir başka âyette bu sabır ve hilim insanını, babasına nasihat ederken müşâhede ederiz ki, oldukça önemlidir: “Babacığım, neden o duymayan, işitmeyen ve sana hiçbir fayda getirmeyen şeylere ibadet ediyorsun?”45
O, içi yanan bir evlâdın istek ve temennisiyle, babasının hidayete erme beklentisi içinde şefkat edalı bir üslûpla inler. İnsan azıcık tasavvurunu zorlasa, nasıl buruk bir dudak, mütekallis bir çehre, ızdıraptan buruşmuş bir sima ve fakat bunun altında rıza ile tüllenen bir yüzle karşı karşıya olduğunu hemen fark eder.
Evet, dikkatli bakan birinin nazarında Cenâb-ı Hakk’a inanmanın vakar ve ciddiyetini üzerinde taşıyan, teslimiyet ve tevekkül kahramanı bir insan siması canlanıverir..
Dipnotlar
- 43 İbrahim sûresi, 14/37.
- 44 Buhârî, enbiyâ 9; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 5/100.
- 45 Meryem sûresi, 19/42.