Şimdi bir de Kamer sûre-i celilesine intikal ederek birkaç âyet ile bu hususun nasıl tasvir edildiğini görmeye çalışalım. Burada da Hz. Nuh’un mağlup bir eda ile sızlanışı dile getirilir: فَدَعَا رَبَّهُۤ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ“Bunun üzerine Rabbine ‘Rabbim, ben yenik düştüm, yardım et (Allahım!)’ diye yakarışta bulundu.”8
Şu inilti ve sızlanış içinde bir peygamberin, kendisini dinlemeyen, emir ve nehiylerden ibaret olan mesajlarına kulak tıkayan bir cemaat karşısında nasıl dilgir olduğunu, nasıl yanıp yakıldığını görmek mümkündür.
Evet, dua etti ve “Mağlubum Allahım!” dedi. Böyle bir durumda başka ne yapılabilirdi ki? Kadavralar gibi kaskatı kesilmiş ruhsuz bir cemaat vardı karşısında. Bazen kadavralarda bile insanın yüzüne bakarken yumuşak bir mânâ bulunabilir, ama bu cemaatte asla.. bu cemaat, granitler kadar sert ve cemadat kadar da ruhsuz idi. Ünsten de, ünsiyetten de fevkalâde uzak ve buz gibi bir hâlleri vardı. Bu yüzden Mevlâ-i Müteâl, Hz. Nuh’un o samimî ve içten iniltisine icabet buyurdu: “Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.”9
Yani hayrın, bereketin geldiği semadan artık onların başlarına sağanak sağanak belâlar indirdik. Rahmet belâya dönüştü ve sular ayn-ı belâ oldu. Toprak belâ ile gerindi ve belâ püskürdü.. ve tabiî böyle bir noktaya doğru gidilirken Hz. Nuh da duyguda, düşüncede kurtuluşa ermiş olanların, dünyevî necatlarına vesile olacak gemiyi hazırlıyor, diğerleri ise, yer yer Hz. Nuh’la dalga geçmek için onun yanına uğruyor ve kendilerince onunla alay ediyorlardı.
“Gözlerimizin önünde ve vahyimiz gereğince gemiyi yap ve zulmedenler hakkında Bana hitap etme (onların kurtuluşu için Bana yalvarma); artık onlar mutlaka boğulacaklardır.”10
Dipnotlar
- 8 Kamer sûresi, 54/10.
- 9 Kamer sûresi, 54/11.
- 10 Hûd sûresi, 11/37.