İçeriğe geç

Kur’ân, Hz. Muhammed’i minnet altında bırakmak isteyen bu insanların karakterlerini de şu âyetiyle ortaya koyar: “Onlar, İslâm’a girdikleri için seni minnet altına almak istiyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayınız. Eğer doğru kimseler iseniz bilmelisiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur. (Bundan dolayı edecekse O size minnet eder.)”73 Demek ki bu tür insanlar, sadece Hz. Musa cemaatine münhasır da değiller.

Hz. Musa’dan soğan, sarımsak vb. şeyler isteyen insanların ifadelerinden hareketle, genelleme planında şöyle bir yorum yapmak da mümkündür:

Hemen her insan yaşadığı hayat şartlarına belli bir müddet sonra alışıverir ve ülfet, ünsiyet içine girer; ardından da daha değişik şeylerin peşine düşer. Meselâ, yeknesak, tekdüze şehir hayatı yaşayan insan, “keşke bağım, bahçem, tarlam olsa; eksem, biçsem, sulasam” vs. der. Bu imkânlara kavuştuktan belli bir müddet sonra da kalkar başka şeyler ister ve bu istekler ilânihaye devam eder gider. İşte bu duygu, insan fıtratında tekdüzeliğe karşı var olan tepkinin açığa vurulmuş hâlidir.

Yukarıdaki âyete tekrar dönecek olursak, böylesine isteklerle huzuruna gelen insanlara Hz. Musa (aleyhisselâm): “Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O hâlde şehre inin. Zira istekleriniz sizin için orada var.” şeklinde mukabelede bulunur. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın cezası bundan daha ağırdır ki, aynı âyetin devamında: “İşte (bu hâdiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu.”74 ifadeleri gelir.

220