İçeriğe geç

Babam, Kûfe sokaklarından birinden geçerken bir kısım insanların, bir insanın başına toplanıp onu dinlediklerini görür. Merak edip yanlarına varır. Bakar ki, adam durmadan, Hz. Ali’ye, Zübeyr b. Avvam’a ve Talha b. Ubeydullah’a (radıyallâhu anhüm) sövüp sayıyor. Tabiî yanındakiler de durmuş onu dinliyorlar. Babam, adama: “Sesini kesiyor musun, yoksa beddua edeyim mi?” der. Adam, küstahlaşır ve “Yoksa beni tehdit mi ediyorsun?” karşılığını verir.

Babam canı çok sıkılmış olduğu hâlde oradan ayrılır. Sonra eve gelerek abdest alır ve iki rekât namaz kılar. Namazdan sonra da ellerini kaldırır ve şöyle dua eder:

“Allahım, biraz evvel konuşan adamın sövüp saydığı bu insanlar, eğer haklarında ‘hüsnâ’ sebkat etmiş insanlarsa, Sen bir delil ve âlamet göster. Ta ki böyle insanların aleyhine ulu orta konuşmalar olmasın. Diğerleri de bundan ibret alsın!”

Daha aradan iki dakika geçmemişti ki, nereden çıktığı bilinmeyen bir deve cemaate doğru ilerledi. Birden, o konuşup duran adamın üzerine saldırdı. Duyanlar sadece acı bir feryat duyabildiler. Biraz sonra adam, paramparça, cansız, yerde yatıyordu. Herkes, olup bitenlerin şokuyla: “Yâ Ebâ İshak! Yâ Ebâ İshak!” diyerek Hz. Sa’d’ın evine koşmaya başladılar. O ise herhalde “İyi mi ettim, kötü mü ettim?” diye düşünüyordu.

Evet, onlar hakkında ‘hüsnâ’ sebkat etmişti. Hz. Ali hakkında, Haydar-ı Kerrar, Şâh-ı Merdân, Damad-ı Nebi denmiş ve hakkında güzel hüküm verilmişti.

Hz. Talha, Uhud’da kırık koluyla Allah Resûlü’nü müdafaa etmiş ve Allah Resûlü’nün “Talha’nın imdadına koşun!”52 iltifatına mazhar olmuştu.

Hz. Zübeyr, “Her nebinin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyr b. Avvam’dır.”53 denilerek Allah Resûlü tarafından havariliği bütün cihana ilan edilen bir yiğitti.

53