İçeriğe geç
“Ben taşrada arar iken O can içinde can imiş.”

düşüncesiyle âdeta sistemleştirilmiştir. Milyonlarca evliyâ da işte bu sırlı kitabın rehberliğinde nice uçsuz bucaksız yollar katetmiş ve aynı düşünceyi seslendirmişlerdir:

“Ben, dışta dolaşıyordum.. başı açık, yalınayak hayallerle hep O’nu arıyordum. Mâverâ perdesi kalkınca, her şeyin düğüm düğüm benim vicdanımda meknî olduğunu müşâhede ettim.”

Latîfe-i Rabbaniyenin bu büyük rüknü, her müşkili çözen hüviyetiyle kalbimize doğduğu zaman orada Cennet’in cilve cilve açıldığını bizzat görürüz. Orada temessül eden şeyin tecellî-i hazret olduğunu anlarız. Günden güne orada Cehennem’den ve Cehennem’e sebep olan fiillerden nefretin kabardığını, vicdanın bir rehber gibi elimizden tuttuğunu ve bütün kevn ü mekânları, onlarda hâsıl olan mânâları gözümüzün önüne seriyor gibi olduğunu hissederiz.

Evet, her insan, dünyaya gelirken, kendisini böyle zirvelere ulaştıracak bir rehberle dünyaya gelir. Ama maddeye inhimak eden ve Allah’ı, laboratuvarda arayan nâdân, vicdanının sesine kulak tıkadığı, onu hiç çalıştırmadığı, hatta körelttiği, paslandırdığı için bu rehberi gerçek yüzüyle tanıyamayacak ve bu rehberden faydalanılması gereken ölçüde faydalanamayacaktır.

Elest bezmi, birçok hadis-i şerifte de ele alınıp izah edilir. Bilhassa, 30’a yakın sahabinin –ki, içlerinde Hz. Ali, Ebû Said el-Hudrî, Sürâka b. Malik, Hz. Âişe, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mesud, Abdullah b. Amr gibi seçkin sahabiler de vardır– rivayet ettikleri şu hadis, yukarıda zikrettiğimiz âyetin tefsirini şöyle yapar: “Allah (celle celâluhu), Âdem’in sırtını sıvazlayıverdi. Bütün Âdem zürriyeti döküldü. Ve Allah (celle celâluhu) onlardan misak aldı.”40

6. Yine aynı kadronun rivayet ettiği başka bir hadiste Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

46