Sen, sana ait mehasin ile mağrur olamazsın. Çünkü o mehasin bizzat senin değildir. Güzellik adına ne varsa hepsi Cenâb-ı Hakk’ın sana ihsanıdır. İhsan ise şükür ve mahviyet ister. Günahlara gelince, onların yaratılmasında senin cüz’î ihtiyarın bir şart-ı âdidir. Öyle ise mesuliyet senin nefsine aittir. Zira sen neye meyletmiş, ne yapmayı düşünmüş veya meylinde nasıl tasarruf yapmışsan Cenâb-ı Hak da onu yaratmıştır. Ancak bütün bu anlattıklarımız da yine hâl ve vicdanla anlaşılacak hususlardandır. Yani, içinden geçen meyile veya meyildeki tasarrufa tek şahit vardır; o da vicdandır. Cenâb-ı Hak, Kendi ilmine ve Kendi bildiğine senin vicdanını şahit tutmuştur.
Mübtedî, yani işin daha başında olan bir insan da kadere inanır, ama o, maziye ve başa gelen musibetlere kader açısından bakar ve binlerce belâ ve musibetle çepeçevre kuşatılmış olduğu bir hengâmda, “Cenâb-ı Hakk’ın benim hakkımdaki takdiri budur.” der ve ümitsizliğe düşmekten kurtulur. İstikbal ve mâsiyete bakarken de irade açısından bakar. “Nasıl olsa elde edeceğim her şey kaderimde varsa olacaktır.” deyip tembel tembel oturamaz veya niyetlendiği günaha karşı kaderi, kendisi için bir teselli vasıtası olarak kullanamaz. Zira Cenâb-ı Hak: وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعٰىۙ“Doğrusu insan için çalıştığından başkası yoktur.”13 buyurmaktadır.
Dipnotlar
- 13 Necm sûresi, 53/39.