Birinci Bölüm Farklı Yönleriyle Kader
Giriş
Kader, sonsuz ilme sahip, geçmiş, hâl ve geleceği bir nokta gibi görüp bilen ve esasen Kendisi için geçmiş, hâl ve gelecek diye hiçbir şey mevzuubahis olmayan Cenâb-ı Hakk’ın mikro âlemden makro âleme, zerrelerden sistemlere ve gelecekteki bütün hayatıyla normo âlem insana kadar en küçükten en büyüğe, bütün kâinatı ilmî planda, ilmî vücudlarıyla planlayıp programlaması, tayin, tesbit, tasnif, takdir etmesi ve bütün bunları tasarı ve ilmî plandan alıp, irade, kudret ve meşîet planına geçirmesi, haricî ve varlık âleminde göstermesi adına olup bitecek her şeyi daha olmadan evvel Kitab-ı Mübîn’de tesbit ve takdir etmesidir.
İmanın altı rüknü vardır. Bunlardan biri de kadere imandır. İnsan nasıl Allah’a (celle celâluhu), meleklere, kitaplara, peygamberlere ve öldükten sonra dirilmeye inanmak zorunda ise, kadere de aynı şekilde inanmak zorundadır. Kadere imanı, imanın diğer rükünlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Yalnız insana ait, düşünce, davranış ve hareketlerdir ki, onlarda bir irade söz konusudur. Zaten kader ile alâkalı bütün meseleler, insanın iradesinin söz konusu olduğu yerde bir kıymet ve değer ifade etmektedir. Aksi hâlde kader hakkında konuşulan her şey malumu ilamdan öte bir şey ifade etmezdi. Yani insanı ve insanın iradesini düşünmediğimiz zaman kaderi düşünmemiz âdeta yersiz ve abes ile uğraşmak olurdu. İnsan, varlığı ile kâinata ayrı bir renk kattığı gibi, cüz’î irade de kader meselesini ehemmiyetli bir konu hâline getirmiş, âdeta meseleye ayrı bir renk katmıştır.