İçeriğe geç

Kader, insanın kesbiyle Allah’ın (celle celâluhu) yaratmasının mukarenet ve beraberliğidir. Yani insan, bir işe mübaşeret edip, iradesiyle o işin içinde bulunur ve Allah (celle celâluhu) dilerse o işi yaratır. İşte kader, ezelî ve sonsuz ilmiyle eşyayı olmadan evvel bilen Allah’ın (celle celâluhu) yine olacakları daha olmadan evvel tesbit buyurmasıdır.

Demek oluyor ki, kaderi, ilm-i ilâhînin bir unvanı olmasını nazara alarak, sadece bundan ibaret saymak doğru değildir. Saha olarak kader, Cenâb-ı Hakk’ın ilmi ile tayin ve takdiri demek ise de, aynı zamanda o, Cenâb-ı Hakk’ın Sem’i, Basar’ı, İrade ve Meşîet’i de demektir.

Durum böyle olunca, kaderi inkâr, Cenâb-ı Hakk’ın bütün sıfatlarını inkâr ile aynı mânâya gelir. Onun için pek çok ehl-i tahkik kader meselesini Cenâb-ı Hakk’ın Zât-ı Ulûhiyetini mütalâa içinde ele almışlardır. Onlar: “Kader için hususî bir bahis açmaya lüzum yoktur. Zat-ı Ulûhiyetin ele alındığı yerde kader de ele alınmak zorundadır.” demişlerdir.

4