İçeriğe geç

İnsan kadere, imandaki derecesine göre inanır ve kader meselesini kendi istiab ve kapasitesi ölçüsünde kabullenir, idrak eder. Nice insanlar vardır ki, bütün bir hayat boyu çok şey görüp geçirmişlerdir ama, kadere ait en küçük bir meseleyi dahi kavrayamadan çekip gitmişlerdir. Vicdanlarında kader sırrını anlamaya hiç yer ayırmamış bu kişiler cidden kemtâli’ insanlardır. Onlara acımamak elde değildir. Fakat “Zarara kendi iradesiyle razı olan da acımaya müstahak değildir.” Bunlar, icraatlarının verâsında, Cenâb-ı Hakk’ın icraatının mevcudiyetini sezememişlerdir. Gözleri fersizdir, bakışları, yapacakları işlerin daha önce ilmî planda Cenâb-ı Hak tarafından tesbit edilmiş olduğu hakikatine ulaşamamış kimselerdir. Bunların hayatları iptidaîlik içinde geçer gider. Böyle insanların i’tizalî düşüncelere düşmemesi de çok zordur.

4. KADER İNANCININ GETİRDİKLERİ

Kader meselesine vâkıf olan ve merhale merhale vicdanında kadere ait sırları düğüm çözüyor gibi çözen bir insan ise, neticede bütün her şeyi Cenâb-ı Hakk’a verir ve: وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ âyetinin anlattığı hakikate ulaşır. Âyet: “Sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı.”11 buyurmaktadır.

Bizim her türlü fiilimizi yaratan Allah’tır. Yememiz, içmemiz, yatmamız, kalkmamız, düşünmemiz ve konuşmamız hep Allah tarafından yaratılmaktadır. Aslında yaratılmış olarak ne varsa hepsi Allah’ın mahlukudur. İşte müntehî, bu hakikati çok çıplak olarak görür. Bir başkasının gün ortasında güneşi görmesi ne ise, müntehînin vicdanî sülûkuyla elde ettiği görüş berraklığı da aynı şekildedir. Durum böyle olunca, müntehînin de cebre düşmemesi oldukça zordur.

11