İçeriğe geç

Kalbi sağlam tutmak, sıdkı bütün olmak, teveccühü tam etmek, Allah için vermek, bekleneni Allah’tan beklemek, Esmâ’yı tasdik etmek, Allah’a karşı istiğna göstermemek, kendi cılız iradesine ve kendi zayıf ilmine itimat etmemek, her şeyi Allah’tan bilmek ve başını O’nun eşiğine koymak, evet bütün bunlar, yolu kolaylaştıracak hususlardır. Aksini yapmak ise, yolu sarpa sardırmak ve aşılmaz bir yokuş hâline getirmek demektir.

Yukarıda zikrettiğimiz hadisin râvisi Hz. Ali diyor ki: “Sahabe, Efendimiz’den bunları duyduktan sonra öyle derin bir ibadet anlayış ve şuuruna erdiler ki, ibadet için paçaları sıvadılar ve gece-gündüz Allah’a ibadete koyuldular.” Demek hepsi de, ben hangi yoldaysam neticede oraya varacağım, diye düşünüyordu…

İşte sahabenin kader anlayışı buydu. Kadere iman onlarda tembelliğe sebebiyet vermiyor, aksine daha çok çalışmaya vesile oluyordu.

Evet, onlar: “Biz hangi yolda yürüyorsak, demek ki, o yolun neticesi bizler için takdir edilmiştir.” diye düşünüyor ve durmadan o yolun nihayetine erebilmek için gayret gösteriyorlardı.

Öyle ise, vay hâline cami yolunda olmayanların, secdesiz başların, Allah’ın yolunu bırakıp başka yolların ardına düşenlerin! Ve yine öyle ise vay hâline, bayramı puthanede, orucu demhanede, iftarı meyhanede olanların!.. Gittikleri yol sarpa sarmıştır. Neticesi ise “Sakar”dır.31

Allah’a hamdolsun ki bize İslâm yolunu kolaylaştırdı. Şebnemler gibi bizi cami denen yapraklar üzerine yerleştirdi, kalbimizi güneşler güneşinden gelen şualara mâkes eyledi. Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a bağlılık nimetiyle bizi serfiraz kıldı. O’ndan, bu nimetlerinin ikmal ve itmamını talep ve niyaz ediyoruz..!

5. Abdullah b. Amr b. Âs rivayet ediyor: “Bir gün Allah Resûlü elinde iki kitap olduğu hâlde yanımıza geldi.

–Bu kitaplar nedir, biliyor musunuz, diye sordu.

37