Hadisin devamında “… ve Arş’ı mâ üzerindeydi.” denilmektedir ki, bu meselenin derinlemesine tahlilini bir başka eserimizde yaptığımız için burada onu söz konusu etmeyeceğiz. “Mâ” belki birçok muhaddisin dediği gibi “Amâ” maddesidir. Belki de “Esîr”dir. Allah’ın Arş’ı, atomların, partiküllerin asıl maddesi olan esîr üzerindeydi. Belki varlıklar o zaman esîrî vücudlarıyla vardılar. Bunu bilmemiz hiçbir zaman mümkün değildir. Çünkü biz de babamız Âdem de henüz yoktu. Kâinat da yoktu. Hilkatin semasında henüz bir şimşek bile çakmamıştı.
2. Ubâde b. Sâmit vefat edeceği an etrafında toplanan çocuklarına şunları anlatıyordu:
“Evlâtçığım, sen, sana gelecek şeylerin gelmeden evvel tayin ve tesbit edildiğini ve sonra da hiç şaşırmadan sana geldiğini kabul etmedikten sonra imanın tadını tatmış olamazsın. (Vicdanında imanın zevkine ulaşmış olamazsın. İmandan matlup neticeyi elde edemez ve zevk-i ruhanîyi duyamazsın.) Ben Resûl-i Ekrem Aleyhisselâm’dan işittim. Buyurdular ki, “Allah’ın ilk yarattığı kalemdir. Allah, kalemi yaratır yaratmaz ona ‘Yaz!’ emrini verdi. Kalem ‘Ey Rabbim neyi yazayım?’ dedi. Cenâb-ı Hak ‘Kıyamete kadar olan her şeyin kaderlerini yaz!’ buyurdu.” Ve sonra Allah Resûlü sözlerine şöyle devam etti: Kim bunun aksine bir iman üzerine ölürse benden değildir! (Onun intisab-ı Muhammediyesi ve İslâm’la ilgisi yoktur).”22
Dipnotlar
- 22 Ebû Dâvûd, sünnet 16; et-Taberânî, Müsnedü’ş-Şâmiyyîn 1/57, 58.