İçeriğe geç

Evet, iyiyi de kötüyü de Allah yaratır. Çünkü yaratma sadece O’na mahsustur. Fakat kötülüğü kim isterse cezayı da o çeker. Bu şekilde inanma, işin başındakiler için bir esastır. Bunun ötesinde bir mübtedînin daha da ileri gidip, kader meselesini kurcalaması, teferruata ait meseleleri dile dolaması tecviz edilemez. Zira kader, çok hassas ve ayakların kayabileceği bir meseledir. İmam Âzam, talebelerini bu gibi meseleleri münakaşa etmekten men ederdi. Kendisine “Sen niçin konuşuyorsun?” dediklerinde “Ben, başımda bir kuş var da onu uçururum endişesiyle tir tir titreyerek konuşuyorum.” buyururlarmış. Yani demek istiyor ki, “Sizler konuşurken hasmınıza galip gelmek için konuşuyorsunuz. Hasmınızın yanılmaları sizi sevindiriyor. Onun için de sizi böyle meseleleri konuşmaktan men ediyorum.”

Bu mevzudaki hassasiyet, anlatılan meselenin mantıkî oluşuna gölge düşürmez. Fakat bazı meseleleri konuşurken ulu orta konuşmak doğru değildir. Bilhassa kader meselesi, mahir bir kuyumcu veya bir kimyager titizliği istemektedir.

5. KADER İLE İRADE BİRBİRİNE ZIT DEĞİLDİR

Esas itibarıyla, insan iradesiyle kader arasında bir zıddiyet ve münâfât yoktur. İnsan iradesiyle kader, omuz omuzadır. İnsanlar işledikleri sevaplarla Cennet’e, günahlarla da Cehennem’e gitmeleri bir vak’a ise, bunların kader dilinde, Cenâb-ı Hak tarafından tasdik edilmesi, bir bakıma iradelerinin teyit edilmesidir. Demek insanda, onu hayra, sevaba ve Cennet’e sevk eden veya tamamen tersine, kötüye, günaha ve Cehennem’e yuvarlanmasına sebep olan bir güç var ki, takdire esas teşkil ediyor. İşte bu güç iradedir ve bu iradenin var olması Allah’ın takdirine mâni değildir.

14