Yani, kendinize şöyle tepeden tırnağa bir bakıverin. Benden başkası sizi yaratabilir mi? Benden başkası size parmak karıştırabilir mi? Bu kemali, bu ahsen-i takvîm kıvamını size Benden başkası verebilir mi? Şu yüzünüze bir bakıverin. Avuç içi kadar küçücük bir yere milyarlarca insanı birbirinden ayıracak alâmet-i fârikalar yerleştirilmiştir. Böyle bir mucizeye Benden başka kim güç yetirebilir? Milyarlarca insanın parmak izleri birbirinden ayrıdır. Bunu birbirinden tefrik edip ayırmaya Benden başka kimin gücü yetebilir?”
İşte Allah (celle celâluhu) evvelâ Kendisinin Rab olduğunu hatırlattıktan sonra, insanları buna şahit tutuyor ve أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”36 diye soruyor.
Bu soruya muhatap olan bir kimse, ister ruh, ister zerreler, ister sperm, ister anne karnında teşekkül etme devresindeki cenin ve isterse esîrî madde olsun, بَلٰى“Evet, Rabbimizsin.”37 diye cevap veriyor.
“Evet, bizi terbiye eden, bizi kemale erdiren ve bize hakkıyla Rab olan Sensin ve biz buna şehadet ediyoruz…”
Ve işte bu şehadetin kitabeti yapılıyor ve vicdanda hiç silinmeyecek bir şekilde yazılıyor. Allah Resûlü:
“Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra ana babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar.”38 diyerek bu kitabete işaret buyurmuştur.
Her çocuk fıtrat üzere, vicdanında Allah’a iman etmeye müsait olarak doğar. O bu hâliyle, üzerine hiçbir yazı yazılmamış tertemiz bir kâğıt gibidir. Üzerine en baş döndürücü şiirler yazılmaya hazır ve en mübarek bir kitabete de müstaittir…
Dipnotlar
- 36 A’râf sûresi, 7/172.
- 37 A’râf sûresi, 7/172.
- 38 Buhârî, cenâiz 80, 93, tefsîru sûre (30) 1, kader 3; Müslim, kader 22-25.