Koskocaman bir saray düşünün ki yanında bir karınca duruyor. Kalkıp da biri: “Bu sarayı bu karınca yaptı.” derse, işte bu söz, tenasüb-ü illiyet prensibine göre inandırıcı olmaz. Peygamberlerin gösterdikleri mucizeler de böyledir. Onun içindir ki bu mucizeler peygamberin peygamberliğine delil oluyor. Yani, biz bir beşerin elinden böyle harikulâde şeylerin zuhurunu imkânsız gördüğümüz için mecburen diyoruz ki, –aslında öyledir de– bu mucizeler o peygambere Allah tarafından veriliyor. İşte, bu hususlara binaen, bizim farazî bir hattan ibaret olan cüz’î iradelerimize bina edilmiş fiillerde de durum aynıdır.
Meselâ, Efendimiz eliyle işaret ediyor ve ay iki parça oluyor.16 Aynı elin parmakları bir başka zaman on musluklu çeşme hâline geliyor.17 Meydana gelen bu neticeleri, zâhiren sebep gibi görünen eşyaya bina etmek mümkün olmadığı gibi, iradelerimize bina edilen bütün fiilleri de kendimize isnat etmemiz mümkün değildir. Her ikisini de yaratan Allah’tır. وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ âyeti, “Sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı.”18 diyerek bize bu hakikati ihtar ediyor. Bu meseleyi kabullenmek dinî bir zarurettir.
Peygamber Efendimiz bu zarurete işaret buyurmuş ve i’tizalî düşüncelere düşenleri bu ümmetin Mecusileri olarak vasıflandırmış ve “Her ümmetin Mecusileri vardır. Bu ümmetin Mecusileri ise ‘Kader yoktur.’ diyenlerdir.”19 buyurmuştur. Zira onlar hayır ve şerri Allah’a vermemekte ve kulu kendi fiilinin yaratıcısı kabul etmektedirler. Önceleri “Kaderiye” ismi cebre kâil olanlara verilmişti. Ancak daha sonra hadisin mânâsına uygun olarak bu isim kaderi inkâr edenlere verildi ve böylece isim hakikî sahibini bulmuş oldu. Günümüzde “Kaderiye” yine Mutezile mezhebine denir ki, az farklılıkla eski mevcudiyetini muhafaza etmektedir.
Dipnotlar
- 16 Buhârî, menâkıb 27, menâkıbü’l-ensâr 36, tefsîru sûre (54) 1; Müslim, salâtü’l-münâfikîn 43-48.
- 17 Buhârî, menâkıb 25, meğâzî 35; Müslim, fezâil 6, 7, imâret 72, 73.
- 18 Sâffât sûresi, 37/96.
- 19 Ebû Dâvûd, sünnet 16; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/86.