mak, günahlarına tevbe ve istiğfar etmektir. Zira kişi, hacca, farz bir ibadeti yerine getirme niyetinin yanında bir de günahlarından kurtulup yeni, tertemiz bir hayata başlama ümidiyle gider.
Hakikat-i hâlde bir insanın, büyük küçük bütün günahlardan tamamen uzak kalması mümkün değil gibidir. Zira fıtratı itibarıyla o, melekler gibi günahtan masun (korunmuş) tutulmamıştır. Bu açıdan her zaman hata işlemekle yüz yüzedir. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Herkes hata işler. Hata işleyenlerin en hayırlıları ise tevbe edenlerdir.”53 mübarek beyanı da bu hususu ifade eder. Özellikle günümüz dünyası, çarşı-pazarıyla âdeta bir günah deryası hâline gelmiştir. Bugün şeytan ve onun avanesi her yerde kol gezmekte, her köşe başında ağına düşecek kurbanlarını beklemektedir. Bu şartlar altında yaşayan her mü’min, Bediüzzaman’ın ifade ettiği şekliyle, “Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.”54ikazını hatırından hiç çıkarmadan hareket etmek zorundadır. Zira zamanla, hadis-i şerifte beyan buyrulan, “Kul bir günah işlediği vakit, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe edip vazgeçer, af dilerse kalbi yine parlar. Ama tekrar günaha dönerse o leke büyür, nihayet bütün kalbini ele geçirir.”55 hakikati –Allah muhafaza– zuhur edebilir. Neticesi de âyette, “Allah onların kalblerini mühürlemiştir.”56 ifadesiyle anlatılır –Allah cümlemizi muhafaza buyursun–. Kalbi mühürlenen, hakikate kapatılan kimseler ise –yine Kur’ân’ın ifadeleri içerisinde–duymazlar, bilmezler, anlamazlar.. günahlara dalar, yollarını kaybeder, gaflet içerisinde heva-yı nefislerine tâbi olurlar.. en kötüsü de imana karşı kapanırlar. İşte her bir günahın içinden küfre giden bir yol olmasının mânâsı budur.
Dipnotlar
- Tirmizî, kıyâmet 49; İbn Mâce, zühd 30; Dârimî, rikak 18.
- Bediüzzaman, Lem’alar, s.9 (İkinci Lem’a, Birinci Nükte).
- Tirmizî, tefsîru sûre (83) 1; İbn Mâce, zühd 29.
- Bakara sûresi, 2/7.