Mesela, مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فِيهَۤا أَنْهَارٌ مِنْ مَۤاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍ وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَأَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ وَأَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَۤاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَۤاءَهُمْ “Allah’a karşı gelmekten sakınanlara vaat edilen Cennet’in misali şudur: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içerken lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü meyve ile bir de Rabbileri tarafından mağfiret vardır. Bu nimetlere erişenler hiç Cehennem ateşinde devamlı kalıp da kaynar sular içirilip bununla bağırsakları lime lime olan kimseler gibi olur mu?” (Muhammed sûresi, 47/15)
Burada, Kur’ân-ı Kerim’in, müttakilere vadedilen Cennet’in misalini anlatırken riayet ettiği nüanslara dikkat edildiği takdirde şu hususlar görülür:
O Cennet’te, tertemiz saf sulardan öyle nehirler vardır ki, sürekli köşklerin, villaların altından çağlayıp giderler. Bunun yanında, tadı bozulmamış, dünyadakilere benzemeyen, tertemiz, nezih, berrak, dupduru süt ırmakları; insana sekir vermeyen, başını döndürmeyen, dünya şaraplarından farklı meşrubat çağlayanları ki, içtikçe maddî-mânevî bir zevk u lezzete sebebiyet verecek mahiyette, oraya mahsus nehirlerdir. Bunlardan başka bir de saf, tertemiz, dupduru baldan bir nehir ki, içenler, içtikçe yeni bir iştahla yine içmek isterler.
Kur’ân-ı Kerim’in pek çok âyeti, Cennet mevzuunda o kadar tahşidatta bulunmuştur ki, beyan-ı Kur’ân’dan sonra o mevzuda yeni bir şey söylemek zâid olur.